Anna Karenina

Stok Kodu:
9789751010254
Boyut:
0-0-0
Basım Yeri:
İstanbul
Basım Tarihi:
2000-01
%29 indirimli
8,33
5,91
Havale/EFT ile: 5,50
9789751010254
888880
Anna Karenina
Anna Karenina
5.91
Büyük bölümünün bugünkü Türkiye'de geçmesine, güncel sorunların gözardı edilmemesine karşın "Yaşam Öyküleri"ni gerçekçi roman türüne sokamayız. Birbiriyle karmaşık ilişkileri bulunan iç içe olayların geliştiği kitabın kahramanlarından birinin dediği gibi: "Yaşam öykülerinin hiçbir zaman gerçekle ilgisi yoktur."

Böyle olunca romandaki mekanların, kentlerin gerçeklik ya da düşsellik oranını saptamak, örneğin Paris, Caracas, Bensheim ile Fatsa-Viedma-Nirvana arasında doğru yolu bulmak, haliyle okurdan bekleniyor.

"Sessizliğin bilinmeyen dil"ini konuşan insanlardan söz eden, sessizlik özlemini değişik kahramanlar aracılığıyla, farklı açılardan irdelemeye özenen bu roman bir taraftan susmaya övgüler düzerken yine de "dil"e başvurmakla acaba kendi kendisiyle çelişiyor mu sorusuna yanıt ararken, "Susmanın Erdemi" kavramının bir anlatıya dönüşmediği sürece sessizlik lavlarının altında gömülü kalmaya mahkum olduğunu unutmamalıyız.

Yaratıcılıkla ölümün, dolayısıyla kalemle silahın birbirlerine yakınlığı türünden konular eğer "Yaşam Öyküleri"ndeki gibi kara mizahla yoğrulmasaydı romanın sonuna doğru karşımıza çıkan, sözde sağduyunun temsilcisi okan Obur'un"... İnsanlar en çok iki şeyden, ölümden ve kitaplardan korkarlar" savı haklı görülebilirdi.

Oysa "yaşam" öykülerinin ciddiye alınmadığı bu sayfalarda ölüm de fazla abartılmamış, öcüleştirilmemiştir.

Ya kitaplar? Onlardan korkmak gerekir mi? Romanlar, yazılmayanlar dahil, yaşamı öyküye dönüştürmek yöntemiyle ona bir anlam kazandırma çabasından başka nedir ki? Bu yüzden yaşamımızı (ya da ölümümüzü) ne kadar önemsersek, onun anlatılmasını (ya da sessizlik tülüyle örtülmesini de o derece önemsemeliyiz.

Ne fazla, ne eksik.
(Arka Kapak)
Büyük bölümünün bugünkü Türkiye'de geçmesine, güncel sorunların gözardı edilmemesine karşın "Yaşam Öyküleri"ni gerçekçi roman türüne sokamayız. Birbiriyle karmaşık ilişkileri bulunan iç içe olayların geliştiği kitabın kahramanlarından birinin dediği gibi: "Yaşam öykülerinin hiçbir zaman gerçekle ilgisi yoktur."

Böyle olunca romandaki mekanların, kentlerin gerçeklik ya da düşsellik oranını saptamak, örneğin Paris, Caracas, Bensheim ile Fatsa-Viedma-Nirvana arasında doğru yolu bulmak, haliyle okurdan bekleniyor.

"Sessizliğin bilinmeyen dil"ini konuşan insanlardan söz eden, sessizlik özlemini değişik kahramanlar aracılığıyla, farklı açılardan irdelemeye özenen bu roman bir taraftan susmaya övgüler düzerken yine de "dil"e başvurmakla acaba kendi kendisiyle çelişiyor mu sorusuna yanıt ararken, "Susmanın Erdemi" kavramının bir anlatıya dönüşmediği sürece sessizlik lavlarının altında gömülü kalmaya mahkum olduğunu unutmamalıyız.

Yaratıcılıkla ölümün, dolayısıyla kalemle silahın birbirlerine yakınlığı türünden konular eğer "Yaşam Öyküleri"ndeki gibi kara mizahla yoğrulmasaydı romanın sonuna doğru karşımıza çıkan, sözde sağduyunun temsilcisi okan Obur'un"... İnsanlar en çok iki şeyden, ölümden ve kitaplardan korkarlar" savı haklı görülebilirdi.

Oysa "yaşam" öykülerinin ciddiye alınmadığı bu sayfalarda ölüm de fazla abartılmamış, öcüleştirilmemiştir.

Ya kitaplar? Onlardan korkmak gerekir mi? Romanlar, yazılmayanlar dahil, yaşamı öyküye dönüştürmek yöntemiyle ona bir anlam kazandırma çabasından başka nedir ki? Bu yüzden yaşamımızı (ya da ölümümüzü) ne kadar önemsersek, onun anlatılmasını (ya da sessizlik tülüyle örtülmesini de o derece önemsemeliyiz.

Ne fazla, ne eksik.
(Arka Kapak)
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat