9786256618442
905321
https://www.sehadetkitap.com/urun/ciktim-erik-dalina-2
Çıktım Erik Dalına
136
Erik dalında üzüm yemek, kazanda poyrazla yemek yerine çamur kaynatmak, bir sineğin kartalı yere urması, dokunmayan kumaşı dokundu diye sahibine haber göndermek, bir öküz boğazlayıp derisini yere sermek, balığın denizde yüzmek yerine kavağa tırmanması…
Yûnus Emre'nin akla ve mantığa sığmayan bu dizeleri, Türk edebiyatında şathiyye türünün ilk örneği olan ve "Çıktım erik dalına anda yedim üzümü" mısraıyla başlayan on üç beyitlik nutkunda geçmektedir. Bu şiir on altıncı yüzyıldan bu yana pek çok şerhe konu olmuştur. Fakat bunların içinde bir tanesi, hem yöntemi hem de yazarının şahsiyetiyle benzersizdir, yegânedir: Niyâzî-i Mısrî'nin şerhi.
On yedinci yüzyılda yaşayan Halvetî pîri Niyâzî-i Mısrî (ö. 1694), sözünü sakınmadığı için üç kez sürgüne gönderilmiş, ömrünün on altı yılını zindanlarda geçirmiş, ayağındaki bukağıyla gömülmeyi vasiyet etmiş bir isimdir. Kendi eserleri içinde seçkin bir yeri olan bu risâlede Yûnus'un "imkânsız" dizelerini tek bir teşbihle çözer: Erik, üzüm ve ceviz; şerîat, tarîkat ve hakîkati remzeder. Her meyvenin bir ağacı olduğu gibi hakîkate giden yolların da kendine mahsus bir üstadı, bir rehberi vardır. Rehbersiz yola gidilmez. Lakin o rehber doğru olmalıdır. Yoksa erik ağacından üzüm yemeye kalkar, kavağa tırmanan bir balık olursun!
Sonrası…
Sonrası daha felakettir.
Risâle aynı zamanda Hak tâlibi henüz kemâle ermeden halifelik teklif eden nâkıs, sahte şeyhlere karşı bir uyarıdır; mânevî yolun çeldiricilerine karşı bugün de tazeliğini koruyan bir derstir. Şerhin dördüncü anlattığı rüyada Yûnus Emre bizzat Mısrî'ye görünüp yazdıklarını tasdik eder. Böylece Ahmed Yesevî'den Yûnus'a, Yûnus'tan Mısrî'ye uzanan gönül mektebi bu küçük risâlede birleşir.
Mustafa Tatcı'nın yazma nüshalardan hazırladığı bu çalışma hiç şüphesiz irfân dünyamıza yeni bir nefes olacaktır.
Yûnus Emre'nin akla ve mantığa sığmayan bu dizeleri, Türk edebiyatında şathiyye türünün ilk örneği olan ve "Çıktım erik dalına anda yedim üzümü" mısraıyla başlayan on üç beyitlik nutkunda geçmektedir. Bu şiir on altıncı yüzyıldan bu yana pek çok şerhe konu olmuştur. Fakat bunların içinde bir tanesi, hem yöntemi hem de yazarının şahsiyetiyle benzersizdir, yegânedir: Niyâzî-i Mısrî'nin şerhi.
On yedinci yüzyılda yaşayan Halvetî pîri Niyâzî-i Mısrî (ö. 1694), sözünü sakınmadığı için üç kez sürgüne gönderilmiş, ömrünün on altı yılını zindanlarda geçirmiş, ayağındaki bukağıyla gömülmeyi vasiyet etmiş bir isimdir. Kendi eserleri içinde seçkin bir yeri olan bu risâlede Yûnus'un "imkânsız" dizelerini tek bir teşbihle çözer: Erik, üzüm ve ceviz; şerîat, tarîkat ve hakîkati remzeder. Her meyvenin bir ağacı olduğu gibi hakîkate giden yolların da kendine mahsus bir üstadı, bir rehberi vardır. Rehbersiz yola gidilmez. Lakin o rehber doğru olmalıdır. Yoksa erik ağacından üzüm yemeye kalkar, kavağa tırmanan bir balık olursun!
Sonrası…
Sonrası daha felakettir.
Risâle aynı zamanda Hak tâlibi henüz kemâle ermeden halifelik teklif eden nâkıs, sahte şeyhlere karşı bir uyarıdır; mânevî yolun çeldiricilerine karşı bugün de tazeliğini koruyan bir derstir. Şerhin dördüncü anlattığı rüyada Yûnus Emre bizzat Mısrî'ye görünüp yazdıklarını tasdik eder. Böylece Ahmed Yesevî'den Yûnus'a, Yûnus'tan Mısrî'ye uzanan gönül mektebi bu küçük risâlede birleşir.
Mustafa Tatcı'nın yazma nüshalardan hazırladığı bu çalışma hiç şüphesiz irfân dünyamıza yeni bir nefes olacaktır.
Erik dalında üzüm yemek, kazanda poyrazla yemek yerine çamur kaynatmak, bir sineğin kartalı yere urması, dokunmayan kumaşı dokundu diye sahibine haber göndermek, bir öküz boğazlayıp derisini yere sermek, balığın denizde yüzmek yerine kavağa tırmanması…
Yûnus Emre'nin akla ve mantığa sığmayan bu dizeleri, Türk edebiyatında şathiyye türünün ilk örneği olan ve "Çıktım erik dalına anda yedim üzümü" mısraıyla başlayan on üç beyitlik nutkunda geçmektedir. Bu şiir on altıncı yüzyıldan bu yana pek çok şerhe konu olmuştur. Fakat bunların içinde bir tanesi, hem yöntemi hem de yazarının şahsiyetiyle benzersizdir, yegânedir: Niyâzî-i Mısrî'nin şerhi.
On yedinci yüzyılda yaşayan Halvetî pîri Niyâzî-i Mısrî (ö. 1694), sözünü sakınmadığı için üç kez sürgüne gönderilmiş, ömrünün on altı yılını zindanlarda geçirmiş, ayağındaki bukağıyla gömülmeyi vasiyet etmiş bir isimdir. Kendi eserleri içinde seçkin bir yeri olan bu risâlede Yûnus'un "imkânsız" dizelerini tek bir teşbihle çözer: Erik, üzüm ve ceviz; şerîat, tarîkat ve hakîkati remzeder. Her meyvenin bir ağacı olduğu gibi hakîkate giden yolların da kendine mahsus bir üstadı, bir rehberi vardır. Rehbersiz yola gidilmez. Lakin o rehber doğru olmalıdır. Yoksa erik ağacından üzüm yemeye kalkar, kavağa tırmanan bir balık olursun!
Sonrası…
Sonrası daha felakettir.
Risâle aynı zamanda Hak tâlibi henüz kemâle ermeden halifelik teklif eden nâkıs, sahte şeyhlere karşı bir uyarıdır; mânevî yolun çeldiricilerine karşı bugün de tazeliğini koruyan bir derstir. Şerhin dördüncü anlattığı rüyada Yûnus Emre bizzat Mısrî'ye görünüp yazdıklarını tasdik eder. Böylece Ahmed Yesevî'den Yûnus'a, Yûnus'tan Mısrî'ye uzanan gönül mektebi bu küçük risâlede birleşir.
Mustafa Tatcı'nın yazma nüshalardan hazırladığı bu çalışma hiç şüphesiz irfân dünyamıza yeni bir nefes olacaktır.
Yûnus Emre'nin akla ve mantığa sığmayan bu dizeleri, Türk edebiyatında şathiyye türünün ilk örneği olan ve "Çıktım erik dalına anda yedim üzümü" mısraıyla başlayan on üç beyitlik nutkunda geçmektedir. Bu şiir on altıncı yüzyıldan bu yana pek çok şerhe konu olmuştur. Fakat bunların içinde bir tanesi, hem yöntemi hem de yazarının şahsiyetiyle benzersizdir, yegânedir: Niyâzî-i Mısrî'nin şerhi.
On yedinci yüzyılda yaşayan Halvetî pîri Niyâzî-i Mısrî (ö. 1694), sözünü sakınmadığı için üç kez sürgüne gönderilmiş, ömrünün on altı yılını zindanlarda geçirmiş, ayağındaki bukağıyla gömülmeyi vasiyet etmiş bir isimdir. Kendi eserleri içinde seçkin bir yeri olan bu risâlede Yûnus'un "imkânsız" dizelerini tek bir teşbihle çözer: Erik, üzüm ve ceviz; şerîat, tarîkat ve hakîkati remzeder. Her meyvenin bir ağacı olduğu gibi hakîkate giden yolların da kendine mahsus bir üstadı, bir rehberi vardır. Rehbersiz yola gidilmez. Lakin o rehber doğru olmalıdır. Yoksa erik ağacından üzüm yemeye kalkar, kavağa tırmanan bir balık olursun!
Sonrası…
Sonrası daha felakettir.
Risâle aynı zamanda Hak tâlibi henüz kemâle ermeden halifelik teklif eden nâkıs, sahte şeyhlere karşı bir uyarıdır; mânevî yolun çeldiricilerine karşı bugün de tazeliğini koruyan bir derstir. Şerhin dördüncü anlattığı rüyada Yûnus Emre bizzat Mısrî'ye görünüp yazdıklarını tasdik eder. Böylece Ahmed Yesevî'den Yûnus'a, Yûnus'tan Mısrî'ye uzanan gönül mektebi bu küçük risâlede birleşir.
Mustafa Tatcı'nın yazma nüshalardan hazırladığı bu çalışma hiç şüphesiz irfân dünyamıza yeni bir nefes olacaktır.
Iyzico İle Öde
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| 2 | 68,00 | 136,00 |
| 3 | 45,33 | 136,00 |
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.