Bu işlem için üye girişi yapmanız gerekiyor
9786253845100
901661
https://www.sehadetkitap.com/urun/karanlik-aydinlanma-neoreaksiyoner-dusunceyi-anlamak
Karanlık Aydınlanma;Neoreaksiyoner Düşünceyi Anlamak
132
Washington D.C., 2035. Eski Kongre Binası'nı çevreleyen kuleler. Sürücüsüz uçan otomobiller. Büyük Restorasyon'un üzerinden on yıl geçmiştir; US SovCorp dünyanın en müreffeh devlet-şirketidir ve herkesin sevgiyle "Big Boss" diye andığı Amerika kralının portreleri reklam ekranlarını kaplamaktadır.
Kitabı açan bu karanlık vizyon 2000'li yılların sonunda internetin derinliklerinden çıkan kanlı canlı entelektüellerin siyasal vizyonundan esinlenmiştir. Bu düşünürlerden bazıları bugün Beyaz Saray'ın koridorlarına kadar ulaşmış, ABD'nin siyasal kadroları içinde etkili ideologlar arasına girmiştir. Hareketin kurucusu sayılan Curtis Yarvin, 2007'de takma adla açtığı blogun ilk
yazısına şöyle başlıyordu: "Geçen gün garajda bir şeylerle uğraşırken yeni bir ideoloji kurmaya karar verdim." Yarvin'e göre demokrasi basit bir siyasal rejim değil, resmî bir din-dışı inanca dayanan yönetim sistemidir. Yarvin, akredite üniversiteler ile yerleşik basının aynı yönde işleyen ve bu inancı üretip yayan birlikteliğine Katedral adını verir. Bu teşhisten radikal bir program çıkar:
Devlet, egemen olduğu toprağa sahip bir şirkettir; başına bir CEO getirilmeli, Katedral tasfiye edilmelidir. Arnaud Miranda bu fikirlerin nereden geldiğini ve internetin kıyısından iktidar çevrelerine nasıl ulaştığını izliyor. Yarvin'in biçimciliğinden, demokrasiyi tekno-kapitalist ivmelenmenin önünde fren sayan Nick Land'e; Peter Thiel ile Marc Andreessen'in siyasal ve kuramsal emellerine uzanan bir harita çıkarıyor. Neoreaksiyoner düşüncenin hangi ağlar, destek ilişkileri ve kavramlar aracılığıyla yayıldığını karikatürleştirmeden gösteriyor. Çünkü bu fikirler eleştirilmeden önce anlaşılmak zorunda. Ortaya çıkan tablo Amerika'yla sınırlı değil. Miranda, Arjantin'den Fransa'ya bu fikirlerin daha geniş illiberal dalgayla nerelerde kesiştiğini ve nerelerde ayrıldığını gösteriyor. Bu fikirler Trump'tan önce vardı, ondan sonra da var olacaklar.
Neoreaksiyonun gücü yalnızca demokrasi eleştirisinden değil, siyasal alanı özerk ve müzakereye açık bir alan olarak reddetmesinden doğuyor. Miranda buna karşı Camus'nün demokratik alçakgönüllülük fikrini hatırlatıyor: belli bir cehalet payını kabul etmek ve bu yüzden başkalarına danışmak zorunda olduğunu bilmek.
Kitabı açan bu karanlık vizyon 2000'li yılların sonunda internetin derinliklerinden çıkan kanlı canlı entelektüellerin siyasal vizyonundan esinlenmiştir. Bu düşünürlerden bazıları bugün Beyaz Saray'ın koridorlarına kadar ulaşmış, ABD'nin siyasal kadroları içinde etkili ideologlar arasına girmiştir. Hareketin kurucusu sayılan Curtis Yarvin, 2007'de takma adla açtığı blogun ilk
yazısına şöyle başlıyordu: "Geçen gün garajda bir şeylerle uğraşırken yeni bir ideoloji kurmaya karar verdim." Yarvin'e göre demokrasi basit bir siyasal rejim değil, resmî bir din-dışı inanca dayanan yönetim sistemidir. Yarvin, akredite üniversiteler ile yerleşik basının aynı yönde işleyen ve bu inancı üretip yayan birlikteliğine Katedral adını verir. Bu teşhisten radikal bir program çıkar:
Devlet, egemen olduğu toprağa sahip bir şirkettir; başına bir CEO getirilmeli, Katedral tasfiye edilmelidir. Arnaud Miranda bu fikirlerin nereden geldiğini ve internetin kıyısından iktidar çevrelerine nasıl ulaştığını izliyor. Yarvin'in biçimciliğinden, demokrasiyi tekno-kapitalist ivmelenmenin önünde fren sayan Nick Land'e; Peter Thiel ile Marc Andreessen'in siyasal ve kuramsal emellerine uzanan bir harita çıkarıyor. Neoreaksiyoner düşüncenin hangi ağlar, destek ilişkileri ve kavramlar aracılığıyla yayıldığını karikatürleştirmeden gösteriyor. Çünkü bu fikirler eleştirilmeden önce anlaşılmak zorunda. Ortaya çıkan tablo Amerika'yla sınırlı değil. Miranda, Arjantin'den Fransa'ya bu fikirlerin daha geniş illiberal dalgayla nerelerde kesiştiğini ve nerelerde ayrıldığını gösteriyor. Bu fikirler Trump'tan önce vardı, ondan sonra da var olacaklar.
Neoreaksiyonun gücü yalnızca demokrasi eleştirisinden değil, siyasal alanı özerk ve müzakereye açık bir alan olarak reddetmesinden doğuyor. Miranda buna karşı Camus'nün demokratik alçakgönüllülük fikrini hatırlatıyor: belli bir cehalet payını kabul etmek ve bu yüzden başkalarına danışmak zorunda olduğunu bilmek.
Washington D.C., 2035. Eski Kongre Binası'nı çevreleyen kuleler. Sürücüsüz uçan otomobiller. Büyük Restorasyon'un üzerinden on yıl geçmiştir; US SovCorp dünyanın en müreffeh devlet-şirketidir ve herkesin sevgiyle "Big Boss" diye andığı Amerika kralının portreleri reklam ekranlarını kaplamaktadır.
Kitabı açan bu karanlık vizyon 2000'li yılların sonunda internetin derinliklerinden çıkan kanlı canlı entelektüellerin siyasal vizyonundan esinlenmiştir. Bu düşünürlerden bazıları bugün Beyaz Saray'ın koridorlarına kadar ulaşmış, ABD'nin siyasal kadroları içinde etkili ideologlar arasına girmiştir. Hareketin kurucusu sayılan Curtis Yarvin, 2007'de takma adla açtığı blogun ilk
yazısına şöyle başlıyordu: "Geçen gün garajda bir şeylerle uğraşırken yeni bir ideoloji kurmaya karar verdim." Yarvin'e göre demokrasi basit bir siyasal rejim değil, resmî bir din-dışı inanca dayanan yönetim sistemidir. Yarvin, akredite üniversiteler ile yerleşik basının aynı yönde işleyen ve bu inancı üretip yayan birlikteliğine Katedral adını verir. Bu teşhisten radikal bir program çıkar:
Devlet, egemen olduğu toprağa sahip bir şirkettir; başına bir CEO getirilmeli, Katedral tasfiye edilmelidir. Arnaud Miranda bu fikirlerin nereden geldiğini ve internetin kıyısından iktidar çevrelerine nasıl ulaştığını izliyor. Yarvin'in biçimciliğinden, demokrasiyi tekno-kapitalist ivmelenmenin önünde fren sayan Nick Land'e; Peter Thiel ile Marc Andreessen'in siyasal ve kuramsal emellerine uzanan bir harita çıkarıyor. Neoreaksiyoner düşüncenin hangi ağlar, destek ilişkileri ve kavramlar aracılığıyla yayıldığını karikatürleştirmeden gösteriyor. Çünkü bu fikirler eleştirilmeden önce anlaşılmak zorunda. Ortaya çıkan tablo Amerika'yla sınırlı değil. Miranda, Arjantin'den Fransa'ya bu fikirlerin daha geniş illiberal dalgayla nerelerde kesiştiğini ve nerelerde ayrıldığını gösteriyor. Bu fikirler Trump'tan önce vardı, ondan sonra da var olacaklar.
Neoreaksiyonun gücü yalnızca demokrasi eleştirisinden değil, siyasal alanı özerk ve müzakereye açık bir alan olarak reddetmesinden doğuyor. Miranda buna karşı Camus'nün demokratik alçakgönüllülük fikrini hatırlatıyor: belli bir cehalet payını kabul etmek ve bu yüzden başkalarına danışmak zorunda olduğunu bilmek.
Kitabı açan bu karanlık vizyon 2000'li yılların sonunda internetin derinliklerinden çıkan kanlı canlı entelektüellerin siyasal vizyonundan esinlenmiştir. Bu düşünürlerden bazıları bugün Beyaz Saray'ın koridorlarına kadar ulaşmış, ABD'nin siyasal kadroları içinde etkili ideologlar arasına girmiştir. Hareketin kurucusu sayılan Curtis Yarvin, 2007'de takma adla açtığı blogun ilk
yazısına şöyle başlıyordu: "Geçen gün garajda bir şeylerle uğraşırken yeni bir ideoloji kurmaya karar verdim." Yarvin'e göre demokrasi basit bir siyasal rejim değil, resmî bir din-dışı inanca dayanan yönetim sistemidir. Yarvin, akredite üniversiteler ile yerleşik basının aynı yönde işleyen ve bu inancı üretip yayan birlikteliğine Katedral adını verir. Bu teşhisten radikal bir program çıkar:
Devlet, egemen olduğu toprağa sahip bir şirkettir; başına bir CEO getirilmeli, Katedral tasfiye edilmelidir. Arnaud Miranda bu fikirlerin nereden geldiğini ve internetin kıyısından iktidar çevrelerine nasıl ulaştığını izliyor. Yarvin'in biçimciliğinden, demokrasiyi tekno-kapitalist ivmelenmenin önünde fren sayan Nick Land'e; Peter Thiel ile Marc Andreessen'in siyasal ve kuramsal emellerine uzanan bir harita çıkarıyor. Neoreaksiyoner düşüncenin hangi ağlar, destek ilişkileri ve kavramlar aracılığıyla yayıldığını karikatürleştirmeden gösteriyor. Çünkü bu fikirler eleştirilmeden önce anlaşılmak zorunda. Ortaya çıkan tablo Amerika'yla sınırlı değil. Miranda, Arjantin'den Fransa'ya bu fikirlerin daha geniş illiberal dalgayla nerelerde kesiştiğini ve nerelerde ayrıldığını gösteriyor. Bu fikirler Trump'tan önce vardı, ondan sonra da var olacaklar.
Neoreaksiyonun gücü yalnızca demokrasi eleştirisinden değil, siyasal alanı özerk ve müzakereye açık bir alan olarak reddetmesinden doğuyor. Miranda buna karşı Camus'nün demokratik alçakgönüllülük fikrini hatırlatıyor: belli bir cehalet payını kabul etmek ve bu yüzden başkalarına danışmak zorunda olduğunu bilmek.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.