9786057942869
807343
https://www.sehadetkitap.com/urun/olu-epidemiyologlar-covid-19-un-kokenleri-uzerine
Ölü Epidemiyologlar – Covid -19’un Kökenleri Üzerine
241.80
Artık iyi biliniyor ki sanayileşmiş kapitalist tarım, ölümcül virüsler için bir kuluçka merkezidir. Endüstriyel tarım gözden düşmüştür ve agroekolojik hareketler bu avantajı değerlendirmelidir. Dünyanın dört bir yanında ekolojik köylü hareketleri, çiftçi hareketleri, tarım arazisinin metalaştırılmasının geri alınmasıyla örülmüş permakültür girişimleri, dirençli ve kapitalizm-ötesi bir dünya gıda sistemi için fiziksel üretim altyapılarını inşa etmektedir.
Max Ajl
MODERN TARIM, bir sonraki kitlesel yok oluşa öncülük edecek gibi görünüyor. Tarımın ilerlemesi ile birlikte, birincil doğal yaşam alanları ve insan olmayan popülasyonlar, yerel bölgelere rekor oranlarda azalıyor. Bir yandan da tarım, onların yerine yeni ekolojiler kuruyor. Tarımsal üretim ve ticaret, istilacı türleri ve alternatif kseno-spesifik (aralarında doku nakli yapılan türler) ilişkileri teşvik ederek, ortaya çıkan patojenlerin, haşerelerin ve daha önce ötekileştirilen diğer popülasyonların uzun vadeli ekosistemik işlevi bozmasına izin verir.
Ardıllık, bir tür topluluğunun diğerinin yerini alması, kuşkusuz yaygın bir ekolojik süreçtir. Yaşamın kökenlerinden bu yana, dünyanın tüm biyomları, taksonların karışması ve eşleşmesi sonucunda, tesadüfen ortaya çıkmıştır. Ancak sermaye liderliğindeki üretimin hem çevreyi hem de toplumu dönüştürdüğü ölçek ve hız temelinde çok daha farklıdır. Endüstriyel tarım, gerçek dünyayı temelden etkileyen bir soyutlama olan emtia kârına öncelik verirken, gıda üretimi de dâhil olmak üzere en insan merkezli faaliyetlerin bile bağlı olduğu biyolojik toplamın rejeneratif kapasitesini baltalama riski taşımaktadır.
Bu nedenle, kitapta başlangıç olarak bu üretim tarzının kendine özgü doğasını inceliyoruz. Günümüz tarımının bir özetiyle başlıyoruz, ardından ekimin kökenlerinden yola çıkıp, böyle bir kümelenmeye nasıl ulaştığımızın kısa bir tarihçesiyle devam ediyoruz. Daha sonra, çiftlik ve kümes hayvanlarının hangi yöntemlerle etten kemikten metalara dönüştürüldüğünü keşfedeceğiz. Hayvancılığın erken dönem çiftçilik ekolojisinden endüstriyel üretime geçişinin, şu anda karşı karşıya olduğumuz hastalık yaylım ateşinin üretilmesine tam olarak nasıl yardımcı olduğunu açıklayacağız.
Süreç boyunca, sermayenin kazara da olsa kendi yarattığı hastalıkları kontrol altına alırken nasıl para kazandığını ele alıyoruz. Ne kadar ustaca olursa olsun, gıda hayvanlarını ve bitkileri korumak için yürürlüğe konan hastalık kontrol stratejilerinin, aslında alternatif gıda sistemlerine karşı kullanılan, kendi kendini aklayan bir bilimcilik gibi hareket ederek nominal savunma sağladığını öne sürüyoruz. Yani, biyogüvenlik, sermayenin ve kamu sektöründeki müttefiklerinin, bireysel bedenlerden daha geniş demografik özelliklere kadar, insan popülasyonlarına müdahale ederek toplumları yönetme biçimine dair bir biyo-yönetim dayatmasıdır. Biyogüvenliğin her şeyden önce istilacı tarımın en kazançlı pazarlarını korumak için kullanıldığını savunuyoruz.
Kapitalizm kâr elde etme yolunda sadece ekonomilerimiz ve ekolojilerimiz arasında metabolik çatlaklar yaratarak, medeniyetimizin sosyal olarak yeniden üreme kapasitesini yok etmiyor. Aynı zamanda yaşam ağını yabancılaştıran sermayeyi yeniden üreten, yeni ekolojiler de yaratıyor. Çalışan insanlardan, dinozorlar kadar eski ve tuhaf yaratıklara evriliyoruz.
Artık iyi biliniyor ki sanayileşmiş kapitalist tarım, ölümcül virüsler için bir kuluçka merkezidir. Endüstriyel tarım gözden düşmüştür ve agroekolojik hareketler bu avantajı değerlendirmelidir. Dünyanın dört bir yanında ekolojik köylü hareketleri, çiftçi hareketleri, tarım arazisinin metalaştırılmasının geri alınmasıyla örülmüş permakültür girişimleri, dirençli ve kapitalizm-ötesi bir dünya gıda sistemi için fiziksel üretim altyapılarını inşa etmektedir.
Max Ajl
MODERN TARIM, bir sonraki kitlesel yok oluşa öncülük edecek gibi görünüyor. Tarımın ilerlemesi ile birlikte, birincil doğal yaşam alanları ve insan olmayan popülasyonlar, yerel bölgelere rekor oranlarda azalıyor. Bir yandan da tarım, onların yerine yeni ekolojiler kuruyor. Tarımsal üretim ve ticaret, istilacı türleri ve alternatif kseno-spesifik (aralarında doku nakli yapılan türler) ilişkileri teşvik ederek, ortaya çıkan patojenlerin, haşerelerin ve daha önce ötekileştirilen diğer popülasyonların uzun vadeli ekosistemik işlevi bozmasına izin verir.
Ardıllık, bir tür topluluğunun diğerinin yerini alması, kuşkusuz yaygın bir ekolojik süreçtir. Yaşamın kökenlerinden bu yana, dünyanın tüm biyomları, taksonların karışması ve eşleşmesi sonucunda, tesadüfen ortaya çıkmıştır. Ancak sermaye liderliğindeki üretimin hem çevreyi hem de toplumu dönüştürdüğü ölçek ve hız temelinde çok daha farklıdır. Endüstriyel tarım, gerçek dünyayı temelden etkileyen bir soyutlama olan emtia kârına öncelik verirken, gıda üretimi de dâhil olmak üzere en insan merkezli faaliyetlerin bile bağlı olduğu biyolojik toplamın rejeneratif kapasitesini baltalama riski taşımaktadır.
Bu nedenle, kitapta başlangıç olarak bu üretim tarzının kendine özgü doğasını inceliyoruz. Günümüz tarımının bir özetiyle başlıyoruz, ardından ekimin kökenlerinden yola çıkıp, böyle bir kümelenmeye nasıl ulaştığımızın kısa bir tarihçesiyle devam ediyoruz. Daha sonra, çiftlik ve kümes hayvanlarının hangi yöntemlerle etten kemikten metalara dönüştürüldüğünü keşfedeceğiz. Hayvancılığın erken dönem çiftçilik ekolojisinden endüstriyel üretime geçişinin, şu anda karşı karşıya olduğumuz hastalık yaylım ateşinin üretilmesine tam olarak nasıl yardımcı olduğunu açıklayacağız.
Süreç boyunca, sermayenin kazara da olsa kendi yarattığı hastalıkları kontrol altına alırken nasıl para kazandığını ele alıyoruz. Ne kadar ustaca olursa olsun, gıda hayvanlarını ve bitkileri korumak için yürürlüğe konan hastalık kontrol stratejilerinin, aslında alternatif gıda sistemlerine karşı kullanılan, kendi kendini aklayan bir bilimcilik gibi hareket ederek nominal savunma sağladığını öne sürüyoruz. Yani, biyogüvenlik, sermayenin ve kamu sektöründeki müttefiklerinin, bireysel bedenlerden daha geniş demografik özelliklere kadar, insan popülasyonlarına müdahale ederek toplumları yönetme biçimine dair bir biyo-yönetim dayatmasıdır. Biyogüvenliğin her şeyden önce istilacı tarımın en kazançlı pazarlarını korumak için kullanıldığını savunuyoruz.
Kapitalizm kâr elde etme yolunda sadece ekonomilerimiz ve ekolojilerimiz arasında metabolik çatlaklar yaratarak, medeniyetimizin sosyal olarak yeniden üreme kapasitesini yok etmiyor. Aynı zamanda yaşam ağını yabancılaştıran sermayeyi yeniden üreten, yeni ekolojiler de yaratıyor. Çalışan insanlardan, dinozorlar kadar eski ve tuhaf yaratıklara evriliyoruz.
Iyzico İle Öde
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 241,80 | 241,80 |
| 2 | 120,90 | 241,80 |
| 3 | 80,60 | 241,80 |
| 4 | 60,45 | 241,80 |
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.