9786051913728
835523
https://www.sehadetkitap.com/urun/ortadogu-nun-sessiz-tanigi-gorduklerim-okuduklarim-duyduklarim
Ortadoğu’nun Sessiz Tanığı ;Gördüklerim, Okuduklarım, Duyduklarım
319.2
Yaşamımın on yedi yılım Körfez Arap ülkelerinde geçirdim... Dünyanın dikkatini sürekli üzerinde toplayan, küresel ve bölgesel aktörlerin oyun sahası hâline gelmiş Ortadoğu'nun kanlı satrancında “gördüklerimin, duyduklarımın ve okuduklarımın” bir kısmını bir araya getirmek istedim. Belki gün gelir, birileri okur, istifade eder ve bir hayır duasında bulunur.
Arap ülkeleri hangi yönetim biçimiyle idare edilirse edilsin, demokrasiden söz etmek çoğu zaman hayalden öteye geçmemektedir. Hiçbir Körfez ülkesi lideri, gerek siyasi gerek sosyal içerikli konuşmalarında demokrasiyi vurgulamaz. Basın ve yayın organları devlet kontrolündedir; yargı bağımsız değildir. Düşünce özgürlüğünden, hâkim ailelere ve onların tayin ettiği bireylere dokunmamak kaydıyla söz edilebilir. Gelir dağılımındaki dengesizlik açıktır. Her türlü siyasi ve sosyal örgütlenme yasaktır. Rejimleri ayakta tutan yegâne güç, ordu, polis ve özel güvenlik birimleridir.
Birlik; Arap dünyasının kalbinde kurulan İsrail devletine karşı ciddi bir müdahalede bulunma, Ortadoğu'nun en kadim sorunlarından biri olan Filistin meselesine kalıcı bir çözüm getirme konusunda beklenen etkinliği gösterememiştir. 20. yüzyılın özellikle ikinci yarısında sırasıyla: Irak'ta rejim değişikliği sonrası yaşanan bunalım, Yemen topraklarında Mısır ile Suudi Arabistan arasında yaşanan savaş, Arap dünyasının ağır bir yenilgiyle sonuçlanan, ilerlemesini frenleyen ve büyük toprak kayıplarına uğradığı 1967 Savaşı, on beş yıl süren Lübnan iç savaşı, Lübnan'ın uzun süre Suriye ordusunun kontrolünde kalması, İran–Irak arasında sekiz yıl devam eden savaş, Suriye Baas rejiminin Hama'da gerçekleştirdiği katliam, Beyrut'un İsrail tarafından ablukaya alınması, Hristiyan Falanjistlerin Sabra ve Şatilla kamplarında Filistinli mültecilere karşı giriştiği kıyım, Filistinlilerin İsrail zulmüne karşı başlattıkları İntifada, Kuveyt'in Saddam güçleri tarafından işgali ve ilhakı, Irak'a karşı başlatılan Körfez Savaşı, iç savaşa sürüklenen Cezayir olayları, Irak'ın ABD ve müttefikleri tarafından işgali, Arap Baharı sonucu bazı Birlik üyelerinin içine düştüğü iç istikrarsızlıklar, Suudi Arabistan ile İran arasında yaşanan bölgesel nüfuz mücadelesi, Yemen'de Suudi Arabistan ile İran arasında devam eden vekâlet savaşı, bir dönem Katar'a karşı uygulanan ambargo, Kudüs'ün İsrail tarafından başkent ilan edilmesi ve Golan Tepeleri'nin ilhakı gibi önemli bölgesel kriz ve sorunlarda Arap Birliği çoğu defa sadece kınama mahiyetinde açıklamalarla yetinmiş; inisiyatif almada ve çözüm üretmede yetersiz kalmıştır.
New York ve Washington'da yaşanan 11 Eylül olaylarından sonra Batı ile İslam dünyası arasında adeta yeni bir “soğuk savaş” başlamış oldu. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra, 11 Eylül'ün de etkisiyle İslam, Batı'nın yeni düşmanı/hedefi olarak gösterilmeye başlandı; Müslümanlar “terörist”, İslam dini ise “terör dini” gibi lanse edilmeye çalışıldı.
Kısa süre sonra, başta Irak ve Afganistan olmak üzere bütün Ortadoğu'daki siyasi fay hatları yerinden oynatıldı; oynatılmaya devam ediyor, edecek. Bölgede siyasi depremin süreceğine inanıyorum. Ne zamana kadar? Bölge yöneticileri kendi halklarına güvendikleri ve halklarının özgür iradesiyle yönetime geldikleri zamana kadar. Buda kısa zamanda olacağı mümkün görülmemektedir.20. Yüzyılda olmadı, 21. Yüzyılda olacak mı?... Zor.
ABD'nin hazırlayıp teklif ettiği BOP'a karşı yapılan yoğun eleştiri ve itirazlar bölge medyasında geniş yer bulmuştur. Uzman, akademisyen ve bilim insanlarının bir kısmı, Amerika'nın bölgeye yönelik politikalarının tarafsız olmadığı ve güven vermediği görüşündedir. Güvensizliklerini belirtirken de ABD'nin, Siyonist İsrail yönetiminin binlerce Arap insanının kanının dökülmesinde en az İsrail kadar sorumlu olduğu ve arka planda durduğu kanaatlerini dile getirmektedirler.
Arap kamuoyu, 22 Arap ülkesinde demokrasinin önünün kesilmesinin arkasında da ABD, Batı ve Siyonist İsrail'in olduğunu düşünmektedir.
Yaşamımın on yedi yılım Körfez Arap ülkelerinde geçirdim... Dünyanın dikkatini sürekli üzerinde toplayan, küresel ve bölgesel aktörlerin oyun sahası hâline gelmiş Ortadoğu'nun kanlı satrancında “gördüklerimin, duyduklarımın ve okuduklarımın” bir kısmını bir araya getirmek istedim. Belki gün gelir, birileri okur, istifade eder ve bir hayır duasında bulunur.
Arap ülkeleri hangi yönetim biçimiyle idare edilirse edilsin, demokrasiden söz etmek çoğu zaman hayalden öteye geçmemektedir. Hiçbir Körfez ülkesi lideri, gerek siyasi gerek sosyal içerikli konuşmalarında demokrasiyi vurgulamaz. Basın ve yayın organları devlet kontrolündedir; yargı bağımsız değildir. Düşünce özgürlüğünden, hâkim ailelere ve onların tayin ettiği bireylere dokunmamak kaydıyla söz edilebilir. Gelir dağılımındaki dengesizlik açıktır. Her türlü siyasi ve sosyal örgütlenme yasaktır. Rejimleri ayakta tutan yegâne güç, ordu, polis ve özel güvenlik birimleridir.
Birlik; Arap dünyasının kalbinde kurulan İsrail devletine karşı ciddi bir müdahalede bulunma, Ortadoğu'nun en kadim sorunlarından biri olan Filistin meselesine kalıcı bir çözüm getirme konusunda beklenen etkinliği gösterememiştir. 20. yüzyılın özellikle ikinci yarısında sırasıyla: Irak'ta rejim değişikliği sonrası yaşanan bunalım, Yemen topraklarında Mısır ile Suudi Arabistan arasında yaşanan savaş, Arap dünyasının ağır bir yenilgiyle sonuçlanan, ilerlemesini frenleyen ve büyük toprak kayıplarına uğradığı 1967 Savaşı, on beş yıl süren Lübnan iç savaşı, Lübnan'ın uzun süre Suriye ordusunun kontrolünde kalması, İran–Irak arasında sekiz yıl devam eden savaş, Suriye Baas rejiminin Hama'da gerçekleştirdiği katliam, Beyrut'un İsrail tarafından ablukaya alınması, Hristiyan Falanjistlerin Sabra ve Şatilla kamplarında Filistinli mültecilere karşı giriştiği kıyım, Filistinlilerin İsrail zulmüne karşı başlattıkları İntifada, Kuveyt'in Saddam güçleri tarafından işgali ve ilhakı, Irak'a karşı başlatılan Körfez Savaşı, iç savaşa sürüklenen Cezayir olayları, Irak'ın ABD ve müttefikleri tarafından işgali, Arap Baharı sonucu bazı Birlik üyelerinin içine düştüğü iç istikrarsızlıklar, Suudi Arabistan ile İran arasında yaşanan bölgesel nüfuz mücadelesi, Yemen'de Suudi Arabistan ile İran arasında devam eden vekâlet savaşı, bir dönem Katar'a karşı uygulanan ambargo, Kudüs'ün İsrail tarafından başkent ilan edilmesi ve Golan Tepeleri'nin ilhakı gibi önemli bölgesel kriz ve sorunlarda Arap Birliği çoğu defa sadece kınama mahiyetinde açıklamalarla yetinmiş; inisiyatif almada ve çözüm üretmede yetersiz kalmıştır.
New York ve Washington'da yaşanan 11 Eylül olaylarından sonra Batı ile İslam dünyası arasında adeta yeni bir “soğuk savaş” başlamış oldu. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra, 11 Eylül'ün de etkisiyle İslam, Batı'nın yeni düşmanı/hedefi olarak gösterilmeye başlandı; Müslümanlar “terörist”, İslam dini ise “terör dini” gibi lanse edilmeye çalışıldı.
Kısa süre sonra, başta Irak ve Afganistan olmak üzere bütün Ortadoğu'daki siyasi fay hatları yerinden oynatıldı; oynatılmaya devam ediyor, edecek. Bölgede siyasi depremin süreceğine inanıyorum. Ne zamana kadar? Bölge yöneticileri kendi halklarına güvendikleri ve halklarının özgür iradesiyle yönetime geldikleri zamana kadar. Buda kısa zamanda olacağı mümkün görülmemektedir.20. Yüzyılda olmadı, 21. Yüzyılda olacak mı?... Zor.
ABD'nin hazırlayıp teklif ettiği BOP'a karşı yapılan yoğun eleştiri ve itirazlar bölge medyasında geniş yer bulmuştur. Uzman, akademisyen ve bilim insanlarının bir kısmı, Amerika'nın bölgeye yönelik politikalarının tarafsız olmadığı ve güven vermediği görüşündedir. Güvensizliklerini belirtirken de ABD'nin, Siyonist İsrail yönetiminin binlerce Arap insanının kanının dökülmesinde en az İsrail kadar sorumlu olduğu ve arka planda durduğu kanaatlerini dile getirmektedirler.
Arap kamuoyu, 22 Arap ülkesinde demokrasinin önünün kesilmesinin arkasında da ABD, Batı ve Siyonist İsrail'in olduğunu düşünmektedir.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.