9786253758899
806775
https://www.sehadetkitap.com/urun/suleyman-bahri-hare-tekellumi-hikaye
Süleyman Bahrî Hâre (Tekellümî Hikâye)
201.00
Hâre, ilk bakışta klasik bir yasak aşk anlatısını çağrıştırsa
da bu temayı işleyiş biçiminde farkını ortaya koyar. Dönemin
hâkim edebî söyleminde sıklıkla görülen katı ahlaki endişe ve
kaçınılmaz “suç-ceza” dinamikleri bu eserde belirleyici değildir.
Hâre'yi dönemin benzer temalı eserlerinden ayıran, yazarın
yasak bir ilişkiyi ahlaki bir suç-ceza ikilemi üzerinden ele almak
yerine bu durumun sosyal ve psikolojik sebeplerine odaklanması
ve nihayetinde geleneksel cezalandırma dinamiğini reddetmesidir.
Yazar, Bîcân ile Mucîb'in ilişkisinin sonuçlarından (ifşa,
toplumsal yargı, cezalandırma) ziyade bu ilişkinin ortaya çıkışının
sosyal ve duygusal sebeplerine odaklanır. Nitekim hikâyenin
sonunda yasak aşkın açığa çıkması, geleneksel anlatılardaki gibi
trajik bir sona (ölüm, ayrılık, pişmanlık) yol açmaz. Aksine, bu
ifşa, iki sevgilinin birlikte yaşamalarının önündeki bir engelin
kalkması, hatta bir “olanak” olarak sunulur. Nevîre'nin ölümünden
duydukları sorumluluk hissi bile Bîcân ile Mucîb'i birbirinden
ayırmaya yetmez. Bu durum, dönem edebiyatındaki ahlaki
tutumdan bir sapmadır.
Eserin bir diğer dikkat çekici yanı, kadınlık ve toplumsal
cinsiyet rolleri üzerine kurulu diyaloglardır. Özellikle birinci
perdede Refîk Bey, Bîcân, Şefik, Nevîre ve Mucîb arasında geçen
tartışmalar, dönemin “kadın”a bakışına ışık tutar. Ayrıca eserde
kamusal alanda kadın görünürlüğü, sokakta yaşanan taciz olayları
ve annelik gibi meseleleri tartışan diyaloglar, dönemin erkek
egemen toplumsal yapısının eleştirel bir okumasını sunarak
metni toplumsal cinsiyet söylemleri açısından dikkate değer kılmaktadır.
Yazar, erkek karakterlerin söylemleri üzerinden erkek
egemen toplum yapısını ortaya sererken kadın karakterlerin
(özellikle Bîcân'ın) bu söylemlere verdikleri cevaplar veya içsel
sorgulamaları aracılığıyla söz konusu yapının eleştirisini geliştirir
ve “kadın lehine” bir anlayışın imkânını arar. Bu diyaloglar
da eseri salt bir aşk hikayesi olmanın ötesine taşıyarak ona sosyolojik
bir belge niteliği de kazandırır. Basım tarihi 1329 (1911)
olan bu eserin şimdiye kadar Latin alfabesine aktarımının yapılmamış
olması, bu sebeple bir kayıp olarak değerlendirilebilir.
Böylesi bir açığı kapatma hedefiyle tasarlanan bu kitap, dolayısıyla
iki temel amaca hizmet etmektedir: Bir yandan Süleyman
Bahri'nin edebî kimliği üzerine akademik ilgiyi canlandırmak,
diğer yandan ise söz konusu metin aracılığıyla modern Türk
edebiyatının erken dönemlerindeki tematik eğilimler ve anlatı
tekniklerine dair mevcut anlayışımızı derinleştirmek.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı Yazma
Eserler Koleksiyonları'na Bel_Osm_K.00606 numarasıyla kayıtlı
bu eser, Latin alfabesine aktarılırken olabildiğince metnin aslına
bağlı kalınmış ancak eserin anlaşılabilmesi açısından da okuma
akışını kesintiye uğratmayacak şekilde günümüz Türkiye Türkçesinin
ses ve yapı özellikleri dikkate alınmıştır. Noktalama işaretlerinde
eserin orijinali temel alınmış ve bu konuda mümkün
mertebe müdahalede bulunulmamıştır. Ayrıca metin aktarıxi
mında orijinal kaynağa ulaşımı kolaylaştırmak amacıyla sayfa
numaraları kalın (bold) punto kullanılarak parantez içerisinde
verilmiştir. Metnin anlaşılırlığını desteklemek amacıyla çalışmaya
metin içinde geçen ve günümüz okuru için yabancılaşmış
olabilecek sözcük, deyim ve kavramları içeren ayrıntılı bir açıklamalı
sözlük eklenmiştir. Sözlük maddeleri oluşturulurken sözcüklerin
öncelikle metin bağlamındaki anlamları ön plana çıkarılmış;
bu hususta Kubbealtı Lügatı'ndan, Ferit Devellioğlu'nun
Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügatı'ndan ve Türk Dil Kurumunun
hazırladığı Güncel Türkçe Sözlük'ten yararlanılmıştır.
İÇİNDEKİLER
Yazar ve Esere Dair
Birinci Perde
Birinci Meclis
İkinci Meclis
Üçüncü Meclis
İkinci Perde
Birinci Meclis
İkinci Meclis
Üçüncü Meclis
Dördüncü Meclis
Üçüncü Perde
Birinci Meclis
Dördüncü Perde
Birinci Meclis
İkinci Meclis
Üçüncü Meclis
Dördüncü Meclis
Sözlük
Hâre, ilk bakışta klasik bir yasak aşk anlatısını çağrıştırsa
da bu temayı işleyiş biçiminde farkını ortaya koyar. Dönemin
hâkim edebî söyleminde sıklıkla görülen katı ahlaki endişe ve
kaçınılmaz “suç-ceza” dinamikleri bu eserde belirleyici değildir.
Hâre'yi dönemin benzer temalı eserlerinden ayıran, yazarın
yasak bir ilişkiyi ahlaki bir suç-ceza ikilemi üzerinden ele almak
yerine bu durumun sosyal ve psikolojik sebeplerine odaklanması
ve nihayetinde geleneksel cezalandırma dinamiğini reddetmesidir.
Yazar, Bîcân ile Mucîb'in ilişkisinin sonuçlarından (ifşa,
toplumsal yargı, cezalandırma) ziyade bu ilişkinin ortaya çıkışının
sosyal ve duygusal sebeplerine odaklanır. Nitekim hikâyenin
sonunda yasak aşkın açığa çıkması, geleneksel anlatılardaki gibi
trajik bir sona (ölüm, ayrılık, pişmanlık) yol açmaz. Aksine, bu
ifşa, iki sevgilinin birlikte yaşamalarının önündeki bir engelin
kalkması, hatta bir “olanak” olarak sunulur. Nevîre'nin ölümünden
duydukları sorumluluk hissi bile Bîcân ile Mucîb'i birbirinden
ayırmaya yetmez. Bu durum, dönem edebiyatındaki ahlaki
tutumdan bir sapmadır.
Eserin bir diğer dikkat çekici yanı, kadınlık ve toplumsal
cinsiyet rolleri üzerine kurulu diyaloglardır. Özellikle birinci
perdede Refîk Bey, Bîcân, Şefik, Nevîre ve Mucîb arasında geçen
tartışmalar, dönemin “kadın”a bakışına ışık tutar. Ayrıca eserde
kamusal alanda kadın görünürlüğü, sokakta yaşanan taciz olayları
ve annelik gibi meseleleri tartışan diyaloglar, dönemin erkek
egemen toplumsal yapısının eleştirel bir okumasını sunarak
metni toplumsal cinsiyet söylemleri açısından dikkate değer kılmaktadır.
Yazar, erkek karakterlerin söylemleri üzerinden erkek
egemen toplum yapısını ortaya sererken kadın karakterlerin
(özellikle Bîcân'ın) bu söylemlere verdikleri cevaplar veya içsel
sorgulamaları aracılığıyla söz konusu yapının eleştirisini geliştirir
ve “kadın lehine” bir anlayışın imkânını arar. Bu diyaloglar
da eseri salt bir aşk hikayesi olmanın ötesine taşıyarak ona sosyolojik
bir belge niteliği de kazandırır. Basım tarihi 1329 (1911)
olan bu eserin şimdiye kadar Latin alfabesine aktarımının yapılmamış
olması, bu sebeple bir kayıp olarak değerlendirilebilir.
Böylesi bir açığı kapatma hedefiyle tasarlanan bu kitap, dolayısıyla
iki temel amaca hizmet etmektedir: Bir yandan Süleyman
Bahri'nin edebî kimliği üzerine akademik ilgiyi canlandırmak,
diğer yandan ise söz konusu metin aracılığıyla modern Türk
edebiyatının erken dönemlerindeki tematik eğilimler ve anlatı
tekniklerine dair mevcut anlayışımızı derinleştirmek.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı Yazma
Eserler Koleksiyonları'na Bel_Osm_K.00606 numarasıyla kayıtlı
bu eser, Latin alfabesine aktarılırken olabildiğince metnin aslına
bağlı kalınmış ancak eserin anlaşılabilmesi açısından da okuma
akışını kesintiye uğratmayacak şekilde günümüz Türkiye Türkçesinin
ses ve yapı özellikleri dikkate alınmıştır. Noktalama işaretlerinde
eserin orijinali temel alınmış ve bu konuda mümkün
mertebe müdahalede bulunulmamıştır. Ayrıca metin aktarıxi
mında orijinal kaynağa ulaşımı kolaylaştırmak amacıyla sayfa
numaraları kalın (bold) punto kullanılarak parantez içerisinde
verilmiştir. Metnin anlaşılırlığını desteklemek amacıyla çalışmaya
metin içinde geçen ve günümüz okuru için yabancılaşmış
olabilecek sözcük, deyim ve kavramları içeren ayrıntılı bir açıklamalı
sözlük eklenmiştir. Sözlük maddeleri oluşturulurken sözcüklerin
öncelikle metin bağlamındaki anlamları ön plana çıkarılmış;
bu hususta Kubbealtı Lügatı'ndan, Ferit Devellioğlu'nun
Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügatı'ndan ve Türk Dil Kurumunun
hazırladığı Güncel Türkçe Sözlük'ten yararlanılmıştır.
İÇİNDEKİLER
Yazar ve Esere Dair
Birinci Perde
Birinci Meclis
İkinci Meclis
Üçüncü Meclis
İkinci Perde
Birinci Meclis
İkinci Meclis
Üçüncü Meclis
Dördüncü Meclis
Üçüncü Perde
Birinci Meclis
Dördüncü Perde
Birinci Meclis
İkinci Meclis
Üçüncü Meclis
Dördüncü Meclis
Sözlük
Iyzico İle Öde
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 201,00 | 201,00 |
| 2 | 100,50 | 201,00 |
| 3 | 67,00 | 201,00 |
| 4 | 50,25 | 201,00 |
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.