9786256368385
901428
https://www.sehadetkitap.com/urun/tahsilus-saade-mutlulugun-kazanilmasi
Tahsîlu's-Saâde - Mutluluğun Kazanılması
292
Fârâbî
Tahsîlu's-Saâde, ilm-i medenî konularını, yani ahlak ve siyasete ilişkin meseleleri derin ve kuşatıcı bir felsefi örgü içerisinde inceleyen bir eserdir. Farâbî'nin felsefi sisteminin bütün halkalarını birbiri ile bağlantılı ve iç içe geçmiş bir vaziyette dikkatli okuyucunun nazarına sunan eser İslam ahlak felsefesi açısından son derece önemlidir; zira bu alanda yazılan ilk kapsamlı eserdir. Nikomakhos'a Etik şârihi olan Farâbî'nin bu eseri, et-Tenbîh alâ Sebîli's-Saâde ile birlikte, İslam ahlak felsefesinin ana kucağıdır; kurucu ve yönlendirici metnidir. Dolayısıyla onun derin etkisi günümüze kadar gelen İslam ahlak geleneğinin her safhasında müşahede edilebilir.
Eserin ilk yarısında erdem sınıfları, yani nazarî, fikrî ve ahlaki erdemlerle amelî sanatlar ve bunların birbiriyle ilişkisi incelenir. Nazarî erdemler hem mantık, matematik, fizik ve metafizik gibi teorik hem de ahlak ve siyaset gibi pratik ilimlerin belli bir öğrenim düzeni içerisinde usulüne uygun olarak edinimidir. Fikrî erdemler, fikrî kuvvetin erdemli bir gaye için en faydalı olanı çıkarsama faaliyetini içerir. Bu ise, bu faaliyeti deruhte eden kişinin ahlaki erdemlere sahip olmasını zorunlu kılar. Amelî sanatlar, insan hayatının yapmaya/üretmeye yönelik bütün faaliyetlerini gayeye uygun olarak gerçekleştirmeyi mümkün kılan disiplinleri ve insan becerilerini ifade eder. Eser, bütün erdem türlerinin, birbirini gerektiren yapısal bir bütünlük içerisinde bulunduğunu ve nihai mutluluğun ancak bu bütünlüğün sağlanması sonucunda meydana geleceğini savunur.
Eserin ikinci yarısı, erdemlerin uluslarda ve şehirlerde eğitim ve öğretim yoluyla var edilmesi ve bunun keyfiyetini ele alır. Bunun tahakkuku, ancak, bu erdemlere sahip bulunan ve sosyo-politik düzen içerisinde hikmet, siyaset ve nübüvveti kendinde cem eden üstün tabiatlı bir insanın, mutlak anlamda yetkin olan bir kurucu liderin varlığı ile mümkün olur. Toplumu oluşturan bireylerin, bir bakıma tabiî olarak, idrak ve kavrayış bakımından sıradan/avam ve seçkin/havas şeklinde ayrılması eğitim-öğretim yollarının farklılaşmasına sebep olur ve bu da nihai planda felsefe ile dini aynı hakikati esas alan iki ayrı sistem olarak ortaya çıkarır. Felsefe ile dinin doğaları, ilişkileri, kullandıkları dil ve yöntemler etrafında verdiği açıklamalar bu eseri felsefe-din ilişkisi meselesini işleyen ve besleyen ana kaynaklarından biri hâline getirir.
Tahsîlu's-Saâde, ilm-i medenî konularını, yani ahlak ve siyasete ilişkin meseleleri derin ve kuşatıcı bir felsefi örgü içerisinde inceleyen bir eserdir. Farâbî'nin felsefi sisteminin bütün halkalarını birbiri ile bağlantılı ve iç içe geçmiş bir vaziyette dikkatli okuyucunun nazarına sunan eser İslam ahlak felsefesi açısından son derece önemlidir; zira bu alanda yazılan ilk kapsamlı eserdir. Nikomakhos'a Etik şârihi olan Farâbî'nin bu eseri, et-Tenbîh alâ Sebîli's-Saâde ile birlikte, İslam ahlak felsefesinin ana kucağıdır; kurucu ve yönlendirici metnidir. Dolayısıyla onun derin etkisi günümüze kadar gelen İslam ahlak geleneğinin her safhasında müşahede edilebilir.
Eserin ilk yarısında erdem sınıfları, yani nazarî, fikrî ve ahlaki erdemlerle amelî sanatlar ve bunların birbiriyle ilişkisi incelenir. Nazarî erdemler hem mantık, matematik, fizik ve metafizik gibi teorik hem de ahlak ve siyaset gibi pratik ilimlerin belli bir öğrenim düzeni içerisinde usulüne uygun olarak edinimidir. Fikrî erdemler, fikrî kuvvetin erdemli bir gaye için en faydalı olanı çıkarsama faaliyetini içerir. Bu ise, bu faaliyeti deruhte eden kişinin ahlaki erdemlere sahip olmasını zorunlu kılar. Amelî sanatlar, insan hayatının yapmaya/üretmeye yönelik bütün faaliyetlerini gayeye uygun olarak gerçekleştirmeyi mümkün kılan disiplinleri ve insan becerilerini ifade eder. Eser, bütün erdem türlerinin, birbirini gerektiren yapısal bir bütünlük içerisinde bulunduğunu ve nihai mutluluğun ancak bu bütünlüğün sağlanması sonucunda meydana geleceğini savunur.
Eserin ikinci yarısı, erdemlerin uluslarda ve şehirlerde eğitim ve öğretim yoluyla var edilmesi ve bunun keyfiyetini ele alır. Bunun tahakkuku, ancak, bu erdemlere sahip bulunan ve sosyo-politik düzen içerisinde hikmet, siyaset ve nübüvveti kendinde cem eden üstün tabiatlı bir insanın, mutlak anlamda yetkin olan bir kurucu liderin varlığı ile mümkün olur. Toplumu oluşturan bireylerin, bir bakıma tabiî olarak, idrak ve kavrayış bakımından sıradan/avam ve seçkin/havas şeklinde ayrılması eğitim-öğretim yollarının farklılaşmasına sebep olur ve bu da nihai planda felsefe ile dini aynı hakikati esas alan iki ayrı sistem olarak ortaya çıkarır. Felsefe ile dinin doğaları, ilişkileri, kullandıkları dil ve yöntemler etrafında verdiği açıklamalar bu eseri felsefe-din ilişkisi meselesini işleyen ve besleyen ana kaynaklarından biri hâline getirir.
Fârâbî
Tahsîlu's-Saâde, ilm-i medenî konularını, yani ahlak ve siyasete ilişkin meseleleri derin ve kuşatıcı bir felsefi örgü içerisinde inceleyen bir eserdir. Farâbî'nin felsefi sisteminin bütün halkalarını birbiri ile bağlantılı ve iç içe geçmiş bir vaziyette dikkatli okuyucunun nazarına sunan eser İslam ahlak felsefesi açısından son derece önemlidir; zira bu alanda yazılan ilk kapsamlı eserdir. Nikomakhos'a Etik şârihi olan Farâbî'nin bu eseri, et-Tenbîh alâ Sebîli's-Saâde ile birlikte, İslam ahlak felsefesinin ana kucağıdır; kurucu ve yönlendirici metnidir. Dolayısıyla onun derin etkisi günümüze kadar gelen İslam ahlak geleneğinin her safhasında müşahede edilebilir.
Eserin ilk yarısında erdem sınıfları, yani nazarî, fikrî ve ahlaki erdemlerle amelî sanatlar ve bunların birbiriyle ilişkisi incelenir. Nazarî erdemler hem mantık, matematik, fizik ve metafizik gibi teorik hem de ahlak ve siyaset gibi pratik ilimlerin belli bir öğrenim düzeni içerisinde usulüne uygun olarak edinimidir. Fikrî erdemler, fikrî kuvvetin erdemli bir gaye için en faydalı olanı çıkarsama faaliyetini içerir. Bu ise, bu faaliyeti deruhte eden kişinin ahlaki erdemlere sahip olmasını zorunlu kılar. Amelî sanatlar, insan hayatının yapmaya/üretmeye yönelik bütün faaliyetlerini gayeye uygun olarak gerçekleştirmeyi mümkün kılan disiplinleri ve insan becerilerini ifade eder. Eser, bütün erdem türlerinin, birbirini gerektiren yapısal bir bütünlük içerisinde bulunduğunu ve nihai mutluluğun ancak bu bütünlüğün sağlanması sonucunda meydana geleceğini savunur.
Eserin ikinci yarısı, erdemlerin uluslarda ve şehirlerde eğitim ve öğretim yoluyla var edilmesi ve bunun keyfiyetini ele alır. Bunun tahakkuku, ancak, bu erdemlere sahip bulunan ve sosyo-politik düzen içerisinde hikmet, siyaset ve nübüvveti kendinde cem eden üstün tabiatlı bir insanın, mutlak anlamda yetkin olan bir kurucu liderin varlığı ile mümkün olur. Toplumu oluşturan bireylerin, bir bakıma tabiî olarak, idrak ve kavrayış bakımından sıradan/avam ve seçkin/havas şeklinde ayrılması eğitim-öğretim yollarının farklılaşmasına sebep olur ve bu da nihai planda felsefe ile dini aynı hakikati esas alan iki ayrı sistem olarak ortaya çıkarır. Felsefe ile dinin doğaları, ilişkileri, kullandıkları dil ve yöntemler etrafında verdiği açıklamalar bu eseri felsefe-din ilişkisi meselesini işleyen ve besleyen ana kaynaklarından biri hâline getirir.
Tahsîlu's-Saâde, ilm-i medenî konularını, yani ahlak ve siyasete ilişkin meseleleri derin ve kuşatıcı bir felsefi örgü içerisinde inceleyen bir eserdir. Farâbî'nin felsefi sisteminin bütün halkalarını birbiri ile bağlantılı ve iç içe geçmiş bir vaziyette dikkatli okuyucunun nazarına sunan eser İslam ahlak felsefesi açısından son derece önemlidir; zira bu alanda yazılan ilk kapsamlı eserdir. Nikomakhos'a Etik şârihi olan Farâbî'nin bu eseri, et-Tenbîh alâ Sebîli's-Saâde ile birlikte, İslam ahlak felsefesinin ana kucağıdır; kurucu ve yönlendirici metnidir. Dolayısıyla onun derin etkisi günümüze kadar gelen İslam ahlak geleneğinin her safhasında müşahede edilebilir.
Eserin ilk yarısında erdem sınıfları, yani nazarî, fikrî ve ahlaki erdemlerle amelî sanatlar ve bunların birbiriyle ilişkisi incelenir. Nazarî erdemler hem mantık, matematik, fizik ve metafizik gibi teorik hem de ahlak ve siyaset gibi pratik ilimlerin belli bir öğrenim düzeni içerisinde usulüne uygun olarak edinimidir. Fikrî erdemler, fikrî kuvvetin erdemli bir gaye için en faydalı olanı çıkarsama faaliyetini içerir. Bu ise, bu faaliyeti deruhte eden kişinin ahlaki erdemlere sahip olmasını zorunlu kılar. Amelî sanatlar, insan hayatının yapmaya/üretmeye yönelik bütün faaliyetlerini gayeye uygun olarak gerçekleştirmeyi mümkün kılan disiplinleri ve insan becerilerini ifade eder. Eser, bütün erdem türlerinin, birbirini gerektiren yapısal bir bütünlük içerisinde bulunduğunu ve nihai mutluluğun ancak bu bütünlüğün sağlanması sonucunda meydana geleceğini savunur.
Eserin ikinci yarısı, erdemlerin uluslarda ve şehirlerde eğitim ve öğretim yoluyla var edilmesi ve bunun keyfiyetini ele alır. Bunun tahakkuku, ancak, bu erdemlere sahip bulunan ve sosyo-politik düzen içerisinde hikmet, siyaset ve nübüvveti kendinde cem eden üstün tabiatlı bir insanın, mutlak anlamda yetkin olan bir kurucu liderin varlığı ile mümkün olur. Toplumu oluşturan bireylerin, bir bakıma tabiî olarak, idrak ve kavrayış bakımından sıradan/avam ve seçkin/havas şeklinde ayrılması eğitim-öğretim yollarının farklılaşmasına sebep olur ve bu da nihai planda felsefe ile dini aynı hakikati esas alan iki ayrı sistem olarak ortaya çıkarır. Felsefe ile dinin doğaları, ilişkileri, kullandıkları dil ve yöntemler etrafında verdiği açıklamalar bu eseri felsefe-din ilişkisi meselesini işleyen ve besleyen ana kaynaklarından biri hâline getirir.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.