9786255957610
822324
https://www.sehadetkitap.com/urun/calisma-hakki-ile-esneklik-arasindaki-iliski-ve-turkiye-ornegi-is-gucu-hukuku-kapsaminda
Çalışma Hakkı ile Esneklik Arasındaki İlişki ve Türkiye Örneği;İş Gücü Hukuku Kapsamında
335
20. yüzyılın en büyük hukuki başarılarından biri insanların milliyeti, cinsiyeti, ırkı, rengi, dili, din veya inancı, etnik veya sosyal kökeni, yaşı, ekonomik durumu, medeni hali ve siyasi görüşü ne olursa olsun insan onuruna uygun şekilde yaşama hakkına devletler tarafından saygı duyulması ve korunması anlayışının yaygınlaşması olmuştur. Bu anlayışın yaygınlaşmasından olumlu etkilenen hakların başında çalışma hakkı gelmektedir. Başka pek çok hakkın gerçekleştirilmesindeki güçlü rolü nedeniyle çalışma hakkı insan hakları hukuk sistemlerinde önemli bir referans haline gelmiştir. Uluslararası Çalışma Örgütü'nün kurulmasıyla birlikte çalışma haklarına saygı modern toplumların güçlü bir değeri haline dönüşmüştür. Bundan dolayıdır ki İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ne işçi haklarının dahil edilmesi sürpriz bir gelişme olmamıştır. Böylece çalışma hakkının güvence altına alınmasının insanlık onurunu güvence altına alan temel unsurlardan biri olduğu görüşü hakim fikir haline gelmiştir. Herkesin adil, saygın ve onuruna uygun bir şekilde yaşama hakkı vardır. Bu hakkın gerçekleştirilmesi sadece çalışma hakkının tanınması ve buna bağlı olarak ücretin güvence altına alınması ile sağlanamaz. Çalışma saatlerinin makul bir şekilde sınırlandırılması, haksız feshe karşı koruma, ayrımcılığı engelleyici mekanizmaların etkinleştirilmesi şarttır. Ancak, aşırı liberal fikirler ve küreselleşmenin etkisiyle temel işçi haklarına ilişkin değersizleştirilmiş bir vizyon ortaya çıkmıştır. Bu vizyon dahilinde işçi haklarının insan haklarıyla bağdaşmadığı, hatta devletlerin sosyal güvenlik haklarını gerçekleştirmek için olumlu eylemlerde bulunmaması gerektiği görüşü dahi savunulur hale gelmiştir. İşverenlerin sırf kendi kâr anlayışları doğrultusunda devletin çalışma yaşamından tamamen çekilmesi gerektiği fikri de ortaya çıkmıştır. Mülkiyet hakkının yalnızca bir kesime ait olduğu ve dolayısıyla belirli bir grup lehine olacak şekilde mülkiyete erişim imkanı sağlayan hakların kısıtlanması gerektiği yönlü görüşlere katılmak mümkün değildir. Vesayet niteliğindeki çalışma ilişkilerini düzenleyen hükümler işçilerin lehine değildir. Herkesin eşit bir biçimde çalışma hakkına erişmesi ahlaki bir özlemle sınırlı olamaz. Kıt kaynakların toplumun bütününün menfaatine uygun olarak kullanılmasının kaçınılmaz koşulu, çalışmaya bağlı dayanışma haklarının meşrulaştırılmasından ve sosyal hakların insanların maddi refahını artıracak şekilde korunmasından geçmektedir. İşçi hakları küreselleşmenin yarattığı derin değişimlerden doğrudan etkilenmektedir. Gelişen teknolojiler, dijitalleşme, yapay zekanın yaygınlaşması ve farklılaşan ihtiyaçların sonucu olarak geleneksel üretim organizasyonları zayıflamaya başlamıştır. Üretim süreçlerinin hızlı bir biçimde farklı coğrafyalara taşınabilir hale gelmesiyle birlikte işverenler boğucu çalışma düzenlemelerinden kaçmak için işçilik maliyetlerinin daha düşük olduğu yerlere yönelmeye başlamıştır. Bu durum araçlardan yoksun bir İş Hukuku imajını ortaya çıkarmıştır. Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından oluşturulan çalışma standartları küreselleşmenin saldırılarına maruz kalmış, bu düzenlemelerin iş dünyasına yönelik ekstra maliyet anlamına geldiği fikri yaygınlaşmıştır. Bunun sonucu olarak da neo-liberal üretim süreçleri iş gücü piyasasının serbestçe gelişmesini engeller hale gelmiştir. Küreselleşme karşısında insan emeği değer kaybetmekte, Uluslararası Çalışma Örgütü'nün uzmanlaşmış evrensel sistemi gücünü yitirmektedir. Hukuk sistemlerinin işçi haklarını koruyan kontrol prosedürleri bağlayıcılık sorunu yaşamaktadır. İşçi haklarının, bu gelişmeler karşısında konumunu kaybetmemesi için öncelikle listesi çıkarılmalı ve bu hakların insan hakları bünyesindeki etkinliği artırılmalıdır. İşçi haklarını içeren ulusal ve uluslararası düzenlemelerin yargısal düzeyde uygulanabilirliği güçlendirilmelidir. İşçi haklarının toplumun geneline yönelik etkileri yeni baştan tartışılmalı ancak bu yapılırken küreselleşmenin getirdiği zorluklarla da yüzleşilmelidir. Bugün önemli olan, insan haklarının sağlam bir çekirdeğinin varlığı ve bu çekirdeğin özellikle çalışma hakları üzerindeki etkilerinin yeniden tanımlanması ihtiyacının ortaya çıkmış olmasıdır. Yargı mekanizmaları insan haklarının çekirdeklerinin açıkça somutlaştığı organlardır. Emeğin sert çekirdeğinin temel bileşeninin işçi hakları olduğunu tespit eden de yine yargı organlarıdır. Bununla birlikte işçi haklarının insan hakları anlamında derinliğini sağlama görevi sadece yargı mekanizmalarına ait değildir. Çalışma hayatını düzenleyen ve oluşturan unsurlar bir bütün olarak çoklu işbirliklerinin geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Hukukçu sıfatıyla yapılan inceleme ve araştırmalar yalnızca bu alanın bilinmesiyle sağlanamaz. Araştırılan konunun yapısına uygun nitelik taşıyan V ekonomi ile ilgili meselelerin, doğa bilimleri ve sosyal bilimlerin ilgili alanlarının da incelenmesi gerekir. Ancak bu şekilde net bir hukuki anlayış ortaya konabilir. İşçilerin ve işverenlerin hak ve yükümlülüklerinin tanımlanabilmesi için sosyal güvenlik alanında sağlanan sosyal yardımların da araştırılması gerekliliği bu duruma temel bir örnek teşkil etmektedir. Bu esasa uygun olarak kitabımızda İş Hukukunun eşitlik ve sosyal adalet ilkeleri dahilinde çalışma hakkının yapısı ve esneklik kavramları inceleme konusu yapılmıştır. İş gücünün tabi olduğu ücret politikaları, bireyselleşme ve güvencesiz çalışma ilişkilerine yönelik düzenleme ve uygulamalar ile değerlendirmelerimizi içeren kitabımızda istihdam kaynaklarını içerecek şekilde pekiştirici bilgilere yer verilmiştir. Doktrinsel bilginin yanı sıra yargısal düzeydeki gelişmelerin de incelendiği çalışmamızda teknoloji, dijitalleşme ve yapay zekanın işçilerde yol açtığı endişeler ve bu endişelere karşı alınabilecek koruyucu önlemlere yönelik ayrıksı incelemeler ortaya konmuştur. İş Hukukunun tarihsel geçmişi ve nasıl ortaya çıktığına yönelik açıklamalarımızla başlayan kitabımızda hukukun genel ilkeleri ve mevzuat esasları dahilinde kaynaklara yer verilmiştir. Ancak esas olarak iş gücü temeli üzerine inşa edilmiş olması itibariyle çalışma hakkının kökenlerini, uygulamalarını ve sorunlarını ortaya koyma yönlü anlayışa öncelik verilmiştir. Çalışmanın hak olmasından hareketle istihdamda eşitlik ve istikrarın gerekliliğine yönelik mevcut hukuki durumun incelenmesi ana fikir olarak yansıtılmıştır. Bu kitabın yazılmasında bilgi ve esin kaynağı olan pek çok kişi bulunmaktadır. Şahsıma doktora tez hocam olma onurunu bahşeden, engin tecrübesi ve bilgi birikimini esirgemeyen kıymetli hocam rahmetli Prof. Dr. Turhan Esener'e, benim ve eşimin her zaman yanımızda olan kıymetli eşleri rahmetli Sabiha Yıldız Esener'e, her türlü zorluğa rağmen benden desteğini esirgemeyen değerli hocalarım Prof. Dr. Mehmet Tevfik Gülsoy ve Prof. Dr. Şaban Kayıhan'a ve yılmadan usanmadan bana güç veren ve her zaman arkamda duran kıymetli eşim Gülçin Gürlük Başyiğit'e teşekkürü bir borç bilirim.
20. yüzyılın en büyük hukuki başarılarından biri insanların milliyeti, cinsiyeti, ırkı, rengi, dili, din veya inancı, etnik veya sosyal kökeni, yaşı, ekonomik durumu, medeni hali ve siyasi görüşü ne olursa olsun insan onuruna uygun şekilde yaşama hakkına devletler tarafından saygı duyulması ve korunması anlayışının yaygınlaşması olmuştur. Bu anlayışın yaygınlaşmasından olumlu etkilenen hakların başında çalışma hakkı gelmektedir. Başka pek çok hakkın gerçekleştirilmesindeki güçlü rolü nedeniyle çalışma hakkı insan hakları hukuk sistemlerinde önemli bir referans haline gelmiştir. Uluslararası Çalışma Örgütü'nün kurulmasıyla birlikte çalışma haklarına saygı modern toplumların güçlü bir değeri haline dönüşmüştür. Bundan dolayıdır ki İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ne işçi haklarının dahil edilmesi sürpriz bir gelişme olmamıştır. Böylece çalışma hakkının güvence altına alınmasının insanlık onurunu güvence altına alan temel unsurlardan biri olduğu görüşü hakim fikir haline gelmiştir. Herkesin adil, saygın ve onuruna uygun bir şekilde yaşama hakkı vardır. Bu hakkın gerçekleştirilmesi sadece çalışma hakkının tanınması ve buna bağlı olarak ücretin güvence altına alınması ile sağlanamaz. Çalışma saatlerinin makul bir şekilde sınırlandırılması, haksız feshe karşı koruma, ayrımcılığı engelleyici mekanizmaların etkinleştirilmesi şarttır. Ancak, aşırı liberal fikirler ve küreselleşmenin etkisiyle temel işçi haklarına ilişkin değersizleştirilmiş bir vizyon ortaya çıkmıştır. Bu vizyon dahilinde işçi haklarının insan haklarıyla bağdaşmadığı, hatta devletlerin sosyal güvenlik haklarını gerçekleştirmek için olumlu eylemlerde bulunmaması gerektiği görüşü dahi savunulur hale gelmiştir. İşverenlerin sırf kendi kâr anlayışları doğrultusunda devletin çalışma yaşamından tamamen çekilmesi gerektiği fikri de ortaya çıkmıştır. Mülkiyet hakkının yalnızca bir kesime ait olduğu ve dolayısıyla belirli bir grup lehine olacak şekilde mülkiyete erişim imkanı sağlayan hakların kısıtlanması gerektiği yönlü görüşlere katılmak mümkün değildir. Vesayet niteliğindeki çalışma ilişkilerini düzenleyen hükümler işçilerin lehine değildir. Herkesin eşit bir biçimde çalışma hakkına erişmesi ahlaki bir özlemle sınırlı olamaz. Kıt kaynakların toplumun bütününün menfaatine uygun olarak kullanılmasının kaçınılmaz koşulu, çalışmaya bağlı dayanışma haklarının meşrulaştırılmasından ve sosyal hakların insanların maddi refahını artıracak şekilde korunmasından geçmektedir. İşçi hakları küreselleşmenin yarattığı derin değişimlerden doğrudan etkilenmektedir. Gelişen teknolojiler, dijitalleşme, yapay zekanın yaygınlaşması ve farklılaşan ihtiyaçların sonucu olarak geleneksel üretim organizasyonları zayıflamaya başlamıştır. Üretim süreçlerinin hızlı bir biçimde farklı coğrafyalara taşınabilir hale gelmesiyle birlikte işverenler boğucu çalışma düzenlemelerinden kaçmak için işçilik maliyetlerinin daha düşük olduğu yerlere yönelmeye başlamıştır. Bu durum araçlardan yoksun bir İş Hukuku imajını ortaya çıkarmıştır. Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından oluşturulan çalışma standartları küreselleşmenin saldırılarına maruz kalmış, bu düzenlemelerin iş dünyasına yönelik ekstra maliyet anlamına geldiği fikri yaygınlaşmıştır. Bunun sonucu olarak da neo-liberal üretim süreçleri iş gücü piyasasının serbestçe gelişmesini engeller hale gelmiştir. Küreselleşme karşısında insan emeği değer kaybetmekte, Uluslararası Çalışma Örgütü'nün uzmanlaşmış evrensel sistemi gücünü yitirmektedir. Hukuk sistemlerinin işçi haklarını koruyan kontrol prosedürleri bağlayıcılık sorunu yaşamaktadır. İşçi haklarının, bu gelişmeler karşısında konumunu kaybetmemesi için öncelikle listesi çıkarılmalı ve bu hakların insan hakları bünyesindeki etkinliği artırılmalıdır. İşçi haklarını içeren ulusal ve uluslararası düzenlemelerin yargısal düzeyde uygulanabilirliği güçlendirilmelidir. İşçi haklarının toplumun geneline yönelik etkileri yeni baştan tartışılmalı ancak bu yapılırken küreselleşmenin getirdiği zorluklarla da yüzleşilmelidir. Bugün önemli olan, insan haklarının sağlam bir çekirdeğinin varlığı ve bu çekirdeğin özellikle çalışma hakları üzerindeki etkilerinin yeniden tanımlanması ihtiyacının ortaya çıkmış olmasıdır. Yargı mekanizmaları insan haklarının çekirdeklerinin açıkça somutlaştığı organlardır. Emeğin sert çekirdeğinin temel bileşeninin işçi hakları olduğunu tespit eden de yine yargı organlarıdır. Bununla birlikte işçi haklarının insan hakları anlamında derinliğini sağlama görevi sadece yargı mekanizmalarına ait değildir. Çalışma hayatını düzenleyen ve oluşturan unsurlar bir bütün olarak çoklu işbirliklerinin geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Hukukçu sıfatıyla yapılan inceleme ve araştırmalar yalnızca bu alanın bilinmesiyle sağlanamaz. Araştırılan konunun yapısına uygun nitelik taşıyan V ekonomi ile ilgili meselelerin, doğa bilimleri ve sosyal bilimlerin ilgili alanlarının da incelenmesi gerekir. Ancak bu şekilde net bir hukuki anlayış ortaya konabilir. İşçilerin ve işverenlerin hak ve yükümlülüklerinin tanımlanabilmesi için sosyal güvenlik alanında sağlanan sosyal yardımların da araştırılması gerekliliği bu duruma temel bir örnek teşkil etmektedir. Bu esasa uygun olarak kitabımızda İş Hukukunun eşitlik ve sosyal adalet ilkeleri dahilinde çalışma hakkının yapısı ve esneklik kavramları inceleme konusu yapılmıştır. İş gücünün tabi olduğu ücret politikaları, bireyselleşme ve güvencesiz çalışma ilişkilerine yönelik düzenleme ve uygulamalar ile değerlendirmelerimizi içeren kitabımızda istihdam kaynaklarını içerecek şekilde pekiştirici bilgilere yer verilmiştir. Doktrinsel bilginin yanı sıra yargısal düzeydeki gelişmelerin de incelendiği çalışmamızda teknoloji, dijitalleşme ve yapay zekanın işçilerde yol açtığı endişeler ve bu endişelere karşı alınabilecek koruyucu önlemlere yönelik ayrıksı incelemeler ortaya konmuştur. İş Hukukunun tarihsel geçmişi ve nasıl ortaya çıktığına yönelik açıklamalarımızla başlayan kitabımızda hukukun genel ilkeleri ve mevzuat esasları dahilinde kaynaklara yer verilmiştir. Ancak esas olarak iş gücü temeli üzerine inşa edilmiş olması itibariyle çalışma hakkının kökenlerini, uygulamalarını ve sorunlarını ortaya koyma yönlü anlayışa öncelik verilmiştir. Çalışmanın hak olmasından hareketle istihdamda eşitlik ve istikrarın gerekliliğine yönelik mevcut hukuki durumun incelenmesi ana fikir olarak yansıtılmıştır. Bu kitabın yazılmasında bilgi ve esin kaynağı olan pek çok kişi bulunmaktadır. Şahsıma doktora tez hocam olma onurunu bahşeden, engin tecrübesi ve bilgi birikimini esirgemeyen kıymetli hocam rahmetli Prof. Dr. Turhan Esener'e, benim ve eşimin her zaman yanımızda olan kıymetli eşleri rahmetli Sabiha Yıldız Esener'e, her türlü zorluğa rağmen benden desteğini esirgemeyen değerli hocalarım Prof. Dr. Mehmet Tevfik Gülsoy ve Prof. Dr. Şaban Kayıhan'a ve yılmadan usanmadan bana güç veren ve her zaman arkamda duran kıymetli eşim Gülçin Gürlük Başyiğit'e teşekkürü bir borç bilirim.
Iyzico İle Öde
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 335,00 | 335,00 |
| 2 | 180,90 | 361,80 |
| 3 | 123,95 | 371,85 |
| 4 | 95,48 | 381,90 |
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.