Cins Dergisi Sayı: 129 (Haziran 2026) ;Mutluluğumuzu Geçmişin Kurtuluşuna Borçluyuz.

Stok Kodu:
2770000058551
Boyut:
215-300-
Sayfa Sayısı:
68
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2026-06-01
Kapak Türü:
Ciltsiz
Kağıt Türü:
Kitap Kağıdı
Dili:
Türkçe
Kategori:
90,00
2770000058551
826627
Cins Dergisi Sayı: 129 (Haziran 2026) ;Mutluluğumuzu Geçmişin Kurtuluşuna Borçluyuz.
Cins Dergisi Sayı: 129 (Haziran 2026) ;Mutluluğumuzu Geçmişin Kurtuluşuna Borçluyuz.
90
İnsanın dünyada ne işi var? Başlıktaki soru, kalıbının işaret ettiği vurgu açısından varlığın yersizliğini imliyor. ‘Senin burada ne işin var' cümlesindeki kalıp gibi: aslında burada olmamalıydın, anlamında. Dünyayı mekân olarak değil de zaman olarak değerlendirdiğimizde soru geçerliliğini koruyor. Gerçekten insanın ne işi var burada? Kelime kökünün ‘alçak yer' olduğu söylenen dünyayı, zamanda bir iniş olarak düşünebiliriz. İndiğimize göre önceki pozisyonumuzun yüksek olduğunu anlamak mümkün. Düşük bir pozisyonda bulunduğumuza göre ödevimiz yükselmek olmalıdır. Geçtiğimiz ay idrak ettiğimiz Îd-i Adhâ'dan öğrendiğimize göre insanın ölmediğini de biliyoruz. Kanları ve etleri, adına kesilene ulaşmadığı, bizzat adına kesilen tarafından bildiriliyor bize. Ölen, sadece hayvan çünkü. Varlık ve Zaman'ın içindeydi, Heidegger'in üzerine çokça tartışılan kavramı Geworfenheit. Sözlüğe baktığımız zaman, atılmış olma hali, fırlatılmışlık, bırakılmışlık gibi anlamlar çıkıyor karşımıza. İsmet Özel, Heidegger'in kastını daraltarak cevap vermişti ona; “İnsan dünyaya fırlatılmış değildir, gönderilmiştir' diye. Bu doğru. Heidegger'in kastı ise bahsi diğer. Dünyadayız. Soru geçerliliğini, gerçek diye bildiğimiz pek çok şeyden daha gerçek olarak koruyor; insanın dünyada ne işi var. Bu cümlenin sonunu ister soru işaretiyle ister nokta ile tamamlayalım mesele değişmiyor. Soru işareti ile tamamladığımızda cevabından daha önemli bir soru elde etmiş oluyoruz. Nokta ile bitirirsek sanal acıların inşa ettiği biz'i acımasız bir gerçekle yüzleştiriyor cümle. Bir zaman olarak tahayyül ettiğimiz dünyanın bütün gürültüsü içinde her şeyden bağımsız bir yapılacaklar listesi ortaya koyuyor ve dahası o listenin yine her şeyden müstağni ve değişmez ilk kuralını vaz ediyor bize. İbn Arabi'ye inanmayan dünyanın en azından 17. yüzyıldan itibaren kulak kabarttığı haliyle Leibniz, zamanın -bir çeşit- olaylar arasındaki ilişkilerden doğduğu söylemişti. Einstein'den beri inanıyorlar ki zaman izafidir. Dolayısıyla bütün koşuşturmaca içinde insana yetmeyen şey zaman değildir. ‘Yapılacaklar Listesi'ni yanlış planlayışıdır. Tüm bunlara göre, hareket olmasaydı zamandan söz etmek de mümkün olmazdı. Dolayısıyla modern insanın yetersizliğinden yakındığı şey aslında zaman değil, çağına hayranlıkla bakarken geliştirdiği tutarsızlıktan oluşan hareketleridir. Bize yetmeyen şey aslında odur. Bir çeşit süperpozisyon talebi bu. Cern'den gerçekten bu mu çıkacaktı? Hayır. Tüm seçeneklerin aynı anda olduğu bir hikâye gerçek değildir. Bunu şöyle anlaşılır kılabiliriz: hem faize bulaşıp hem de iyi bir insan olunamaz. Aralarındaki ilişki zamanla ilgili bir hareket tasarımıdır işte. Bir vazgeçiş ortaya konulmadığı sürece adına zaman dediğimiz şey bize yetmeyecektir. Üstelik bu sorunun çağdaş bir sorun olduğu sanılmasın, ilk insandan beri önümüzde duran bir ikilem bu. Araçlar ve ambalajlar değişiyor sadece. Cevabından bile önemli olan soruyu yeniden soralım: İnsanın dünyada ne işi var? Çölde zaman neden uzuyor? Çünkü bir yerlerde bir kuyu gizliyor.
İnsanın dünyada ne işi var? Başlıktaki soru, kalıbının işaret ettiği vurgu açısından varlığın yersizliğini imliyor. ‘Senin burada ne işin var' cümlesindeki kalıp gibi: aslında burada olmamalıydın, anlamında. Dünyayı mekân olarak değil de zaman olarak değerlendirdiğimizde soru geçerliliğini koruyor. Gerçekten insanın ne işi var burada? Kelime kökünün ‘alçak yer' olduğu söylenen dünyayı, zamanda bir iniş olarak düşünebiliriz. İndiğimize göre önceki pozisyonumuzun yüksek olduğunu anlamak mümkün. Düşük bir pozisyonda bulunduğumuza göre ödevimiz yükselmek olmalıdır. Geçtiğimiz ay idrak ettiğimiz Îd-i Adhâ'dan öğrendiğimize göre insanın ölmediğini de biliyoruz. Kanları ve etleri, adına kesilene ulaşmadığı, bizzat adına kesilen tarafından bildiriliyor bize. Ölen, sadece hayvan çünkü. Varlık ve Zaman'ın içindeydi, Heidegger'in üzerine çokça tartışılan kavramı Geworfenheit. Sözlüğe baktığımız zaman, atılmış olma hali, fırlatılmışlık, bırakılmışlık gibi anlamlar çıkıyor karşımıza. İsmet Özel, Heidegger'in kastını daraltarak cevap vermişti ona; “İnsan dünyaya fırlatılmış değildir, gönderilmiştir' diye. Bu doğru. Heidegger'in kastı ise bahsi diğer. Dünyadayız. Soru geçerliliğini, gerçek diye bildiğimiz pek çok şeyden daha gerçek olarak koruyor; insanın dünyada ne işi var. Bu cümlenin sonunu ister soru işaretiyle ister nokta ile tamamlayalım mesele değişmiyor. Soru işareti ile tamamladığımızda cevabından daha önemli bir soru elde etmiş oluyoruz. Nokta ile bitirirsek sanal acıların inşa ettiği biz'i acımasız bir gerçekle yüzleştiriyor cümle. Bir zaman olarak tahayyül ettiğimiz dünyanın bütün gürültüsü içinde her şeyden bağımsız bir yapılacaklar listesi ortaya koyuyor ve dahası o listenin yine her şeyden müstağni ve değişmez ilk kuralını vaz ediyor bize. İbn Arabi'ye inanmayan dünyanın en azından 17. yüzyıldan itibaren kulak kabarttığı haliyle Leibniz, zamanın -bir çeşit- olaylar arasındaki ilişkilerden doğduğu söylemişti. Einstein'den beri inanıyorlar ki zaman izafidir. Dolayısıyla bütün koşuşturmaca içinde insana yetmeyen şey zaman değildir. ‘Yapılacaklar Listesi'ni yanlış planlayışıdır. Tüm bunlara göre, hareket olmasaydı zamandan söz etmek de mümkün olmazdı. Dolayısıyla modern insanın yetersizliğinden yakındığı şey aslında zaman değil, çağına hayranlıkla bakarken geliştirdiği tutarsızlıktan oluşan hareketleridir. Bize yetmeyen şey aslında odur. Bir çeşit süperpozisyon talebi bu. Cern'den gerçekten bu mu çıkacaktı? Hayır. Tüm seçeneklerin aynı anda olduğu bir hikâye gerçek değildir. Bunu şöyle anlaşılır kılabiliriz: hem faize bulaşıp hem de iyi bir insan olunamaz. Aralarındaki ilişki zamanla ilgili bir hareket tasarımıdır işte. Bir vazgeçiş ortaya konulmadığı sürece adına zaman dediğimiz şey bize yetmeyecektir. Üstelik bu sorunun çağdaş bir sorun olduğu sanılmasın, ilk insandan beri önümüzde duran bir ikilem bu. Araçlar ve ambalajlar değişiyor sadece. Cevabından bile önemli olan soruyu yeniden soralım: İnsanın dünyada ne işi var? Çölde zaman neden uzuyor? Çünkü bir yerlerde bir kuyu gizliyor.
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat