9786255527721
897638
https://www.sehadetkitap.com/urun/wilhelm-von-humboldtda-dil-dusunce-iliskisi
Wilhelm Von Humboldt'da Dil-Düşünce İlişkisi
332
Antik Çağ'dan günümüze, felsefe tarihi açısından dil önemli bir inceleme konusu olagelmiştir. Aynı şekilde,
popüler kültür gibi hemen her alanda tartışılmaya ve incelenmeye devam edilmiştir. Buna rağmen dil-düşünce ilişkisinin
neliği tam olarak ortaya konulamamıştır. Bunun temel nedeni, insandaki dil yetisinin, düşünme eyleminden bağımsız ele
alınamamasıdır. Nitekim her birey kolayca şu gözlemde bulunabilir: Dil yetisi ve düşünme eylemi yalnızca insana özgüdür.
Öyleyse şu sonuca ulaşmak zor değildir: Dili olan insan düşünüyorsa ya da düşünen insanın dili varsa bu iki görüngü
arasında bir "bağ" vardır. Felsefe ve filoloji açısından bu bağ, temel bir sorundur. Yadsınamaz bu bağın niteliği, yer ve
zaman açısından değişikliğe uğramıştır; örneğin Antik Çağ'da dil ile düşüncenin aynı şey olduğuna yönelik görüş
yaygınken Orta Çağ'dan itibaren bu görüş zayıflamaya başlamıştır. Yeni Çağ'a gelindiğinde düalist bir yaklaşımla dilin
düşünceyi belirlediği ve etkilediği görüşü ortaya çıkmıştır. Günümüzde bu sorun dil bilimi ile beraber bilişsel psikoloji ile
nöropsikolojinin ilgi alanlarına girerek deneysel çalışmalarla iyice karmaşık hale gelmiştir. Bu karmaşıklığı gidermek için
dilin tek taraflı düşünceyi etkilemediği, ikisinin birbirini etkilediği bir "etkileşim" modeli ortaya koyulmuştur.
Düşünce tarihinde böylesine önemli ve temel bir sorun olan dil-düşünce ilişkisi üzerine yeni bir şeyler söylemek
büyük bir iddia olacaktır. Wilhelm von Humboldt, dil-düşünce ilişkisi bağlamında, Antik Çağ düşüncesi ile günümüzün
düşüncesi arasında bir köprü inşa etmiştir. Bu anlamda Humboldt'un dil-düşünce ilişkisine yönelik görüşlerini incelemek
günümüz dil-düşünce ilişkisine ışık tutması açısından önemlidir. Bu çalışmanın önemi, Humboldt'un felsefesini dil
ekseninde değerlendirmiş olmasının ve dil görüşü içerisinde de ele aldığı en önemli sorunun dil-düşünce ilişkisi olduğunu
ortaya koymasıdır. Bu bağlamda dil-düşünce odaklı Humboldt felsefesi, bu çalışmanın kapsamını oluşturmaktadır.
popüler kültür gibi hemen her alanda tartışılmaya ve incelenmeye devam edilmiştir. Buna rağmen dil-düşünce ilişkisinin
neliği tam olarak ortaya konulamamıştır. Bunun temel nedeni, insandaki dil yetisinin, düşünme eyleminden bağımsız ele
alınamamasıdır. Nitekim her birey kolayca şu gözlemde bulunabilir: Dil yetisi ve düşünme eylemi yalnızca insana özgüdür.
Öyleyse şu sonuca ulaşmak zor değildir: Dili olan insan düşünüyorsa ya da düşünen insanın dili varsa bu iki görüngü
arasında bir "bağ" vardır. Felsefe ve filoloji açısından bu bağ, temel bir sorundur. Yadsınamaz bu bağın niteliği, yer ve
zaman açısından değişikliğe uğramıştır; örneğin Antik Çağ'da dil ile düşüncenin aynı şey olduğuna yönelik görüş
yaygınken Orta Çağ'dan itibaren bu görüş zayıflamaya başlamıştır. Yeni Çağ'a gelindiğinde düalist bir yaklaşımla dilin
düşünceyi belirlediği ve etkilediği görüşü ortaya çıkmıştır. Günümüzde bu sorun dil bilimi ile beraber bilişsel psikoloji ile
nöropsikolojinin ilgi alanlarına girerek deneysel çalışmalarla iyice karmaşık hale gelmiştir. Bu karmaşıklığı gidermek için
dilin tek taraflı düşünceyi etkilemediği, ikisinin birbirini etkilediği bir "etkileşim" modeli ortaya koyulmuştur.
Düşünce tarihinde böylesine önemli ve temel bir sorun olan dil-düşünce ilişkisi üzerine yeni bir şeyler söylemek
büyük bir iddia olacaktır. Wilhelm von Humboldt, dil-düşünce ilişkisi bağlamında, Antik Çağ düşüncesi ile günümüzün
düşüncesi arasında bir köprü inşa etmiştir. Bu anlamda Humboldt'un dil-düşünce ilişkisine yönelik görüşlerini incelemek
günümüz dil-düşünce ilişkisine ışık tutması açısından önemlidir. Bu çalışmanın önemi, Humboldt'un felsefesini dil
ekseninde değerlendirmiş olmasının ve dil görüşü içerisinde de ele aldığı en önemli sorunun dil-düşünce ilişkisi olduğunu
ortaya koymasıdır. Bu bağlamda dil-düşünce odaklı Humboldt felsefesi, bu çalışmanın kapsamını oluşturmaktadır.
Antik Çağ'dan günümüze, felsefe tarihi açısından dil önemli bir inceleme konusu olagelmiştir. Aynı şekilde,
popüler kültür gibi hemen her alanda tartışılmaya ve incelenmeye devam edilmiştir. Buna rağmen dil-düşünce ilişkisinin
neliği tam olarak ortaya konulamamıştır. Bunun temel nedeni, insandaki dil yetisinin, düşünme eyleminden bağımsız ele
alınamamasıdır. Nitekim her birey kolayca şu gözlemde bulunabilir: Dil yetisi ve düşünme eylemi yalnızca insana özgüdür.
Öyleyse şu sonuca ulaşmak zor değildir: Dili olan insan düşünüyorsa ya da düşünen insanın dili varsa bu iki görüngü
arasında bir "bağ" vardır. Felsefe ve filoloji açısından bu bağ, temel bir sorundur. Yadsınamaz bu bağın niteliği, yer ve
zaman açısından değişikliğe uğramıştır; örneğin Antik Çağ'da dil ile düşüncenin aynı şey olduğuna yönelik görüş
yaygınken Orta Çağ'dan itibaren bu görüş zayıflamaya başlamıştır. Yeni Çağ'a gelindiğinde düalist bir yaklaşımla dilin
düşünceyi belirlediği ve etkilediği görüşü ortaya çıkmıştır. Günümüzde bu sorun dil bilimi ile beraber bilişsel psikoloji ile
nöropsikolojinin ilgi alanlarına girerek deneysel çalışmalarla iyice karmaşık hale gelmiştir. Bu karmaşıklığı gidermek için
dilin tek taraflı düşünceyi etkilemediği, ikisinin birbirini etkilediği bir "etkileşim" modeli ortaya koyulmuştur.
Düşünce tarihinde böylesine önemli ve temel bir sorun olan dil-düşünce ilişkisi üzerine yeni bir şeyler söylemek
büyük bir iddia olacaktır. Wilhelm von Humboldt, dil-düşünce ilişkisi bağlamında, Antik Çağ düşüncesi ile günümüzün
düşüncesi arasında bir köprü inşa etmiştir. Bu anlamda Humboldt'un dil-düşünce ilişkisine yönelik görüşlerini incelemek
günümüz dil-düşünce ilişkisine ışık tutması açısından önemlidir. Bu çalışmanın önemi, Humboldt'un felsefesini dil
ekseninde değerlendirmiş olmasının ve dil görüşü içerisinde de ele aldığı en önemli sorunun dil-düşünce ilişkisi olduğunu
ortaya koymasıdır. Bu bağlamda dil-düşünce odaklı Humboldt felsefesi, bu çalışmanın kapsamını oluşturmaktadır.
popüler kültür gibi hemen her alanda tartışılmaya ve incelenmeye devam edilmiştir. Buna rağmen dil-düşünce ilişkisinin
neliği tam olarak ortaya konulamamıştır. Bunun temel nedeni, insandaki dil yetisinin, düşünme eyleminden bağımsız ele
alınamamasıdır. Nitekim her birey kolayca şu gözlemde bulunabilir: Dil yetisi ve düşünme eylemi yalnızca insana özgüdür.
Öyleyse şu sonuca ulaşmak zor değildir: Dili olan insan düşünüyorsa ya da düşünen insanın dili varsa bu iki görüngü
arasında bir "bağ" vardır. Felsefe ve filoloji açısından bu bağ, temel bir sorundur. Yadsınamaz bu bağın niteliği, yer ve
zaman açısından değişikliğe uğramıştır; örneğin Antik Çağ'da dil ile düşüncenin aynı şey olduğuna yönelik görüş
yaygınken Orta Çağ'dan itibaren bu görüş zayıflamaya başlamıştır. Yeni Çağ'a gelindiğinde düalist bir yaklaşımla dilin
düşünceyi belirlediği ve etkilediği görüşü ortaya çıkmıştır. Günümüzde bu sorun dil bilimi ile beraber bilişsel psikoloji ile
nöropsikolojinin ilgi alanlarına girerek deneysel çalışmalarla iyice karmaşık hale gelmiştir. Bu karmaşıklığı gidermek için
dilin tek taraflı düşünceyi etkilemediği, ikisinin birbirini etkilediği bir "etkileşim" modeli ortaya koyulmuştur.
Düşünce tarihinde böylesine önemli ve temel bir sorun olan dil-düşünce ilişkisi üzerine yeni bir şeyler söylemek
büyük bir iddia olacaktır. Wilhelm von Humboldt, dil-düşünce ilişkisi bağlamında, Antik Çağ düşüncesi ile günümüzün
düşüncesi arasında bir köprü inşa etmiştir. Bu anlamda Humboldt'un dil-düşünce ilişkisine yönelik görüşlerini incelemek
günümüz dil-düşünce ilişkisine ışık tutması açısından önemlidir. Bu çalışmanın önemi, Humboldt'un felsefesini dil
ekseninde değerlendirmiş olmasının ve dil görüşü içerisinde de ele aldığı en önemli sorunun dil-düşünce ilişkisi olduğunu
ortaya koymasıdır. Bu bağlamda dil-düşünce odaklı Humboldt felsefesi, bu çalışmanın kapsamını oluşturmaktadır.
Iyzico İle Öde
| Taksit Sayısı | Taksit tutarı | Genel Toplam |
|---|---|---|
| Tek Çekim | 332,00 | 332,00 |
| 2 | 166,00 | 332,00 |
| 3 | 110,67 | 332,00 |
| 4 | 83,00 | 332,00 |
| 5 | 66,40 | 332,00 |
| 6 | 55,33 | 332,00 |
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.