Nihayet Dergisi Sayı: 138 (Haziran 2026);Ekonomik, Diplomatik, Ekzantirik Dünya Kupası

Stok Kodu:
2770000058599
Boyut:
205-300-
Sayfa Sayısı:
120
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2026-06-01
Kapak Türü:
Ciltsiz
Kağıt Türü:
Kitap Kağıdı
Dili:
Türkçe
Kategori:
100,00
2770000058599
826623
Nihayet Dergisi Sayı: 138 (Haziran 2026);Ekonomik, Diplomatik, Ekzantirik Dünya Kupası
Nihayet Dergisi Sayı: 138 (Haziran 2026);Ekonomik, Diplomatik, Ekzantirik Dünya Kupası
100
Dünya Kupası, futbola ilgisi olmayanları bile ilgilendiren, küresel bir olgu. Sadece bir futbol olayı değil çünkü. Bu biraz da artık futbolun salt futbol olmamasıyla ilgili bir durum. Futbol, devasa bir endüstrinin, satış, pazarlama, tüketim kanallarının tamamını ustalıkla kullanarak sattığı bir ürün. Etrafında kopan envaiçeşit kavganın, taraftarlar açısından naif bir taraftarlık ve geleneğe sadakatle ilgili tarafı bulunmakla birlikte devletlerin, hükümetlerin ve şirketlerin kavgalarının andığımız motivasyonları daha ziyade ekonomik. Dünya Kupası, futbolun devletler, uluslar ve diplomasiyle yoğun kesişmeler içine girdiği küresel bir olay. Futbol, Dünya Kupası sayesinde sınır ötesi bir karakter kazanıyor, bir ülkenin diğer ülkelerle futbol temelinde karşılaşmasını sağlıyor. Futbolun temsil ettiği güç ve başarının sembolik yönüne orantısız anlam yükleyen bir milliyetçi için kendi ülke takımının girdiği müsabakalar bir tür savaş meydanı müsabakası gibi algılanabiliyor. Bu sene Dünya Kupası maçlarının Amerika, Kanada ve Meksika'da ortak yapılıyor olması bu oyunu her zamankinden daha da farklı kılıyor. Amerika'nın son bir senede Latin Amerika'da, Ortadoğu'da ve Avrupa'da giriştiği birbirinden bozuk, birbirinden bayağı işlerin ardından bütün bu bölgelerden ülkelerin, sanki her şey yolundaymış ve futbol masum ve barışçıl bir kamu diplomasisi yordamıymış gibi Amerika'da toplanması, nereden baksanız bir vodvili andırıyor. Nihayet bu sayıda Dünya Kupası'nı ele alırken, kupa maçlarının önemli bir kısmının Amerika'da yapılıyor olmasına özellikle eğildi. Dosya ayrıca Dünya Kupası'nın tarihine, ekonomisine, ideolojik atıflarına da değindi. İşin bir yanı futbol endüstrisinin, bir yanı milliyetçiliğin ve ulus devletin beklentilerinin, bir yanı sömürgeciliğin, bir yanı Doğu-Batı dikotomisinin açtığı başlıkların altında değerlendirilmeye elverişli, zengin ve sadece futbol oyununu ilgilendirmekle yetinmeyen bir olgu. Dosya Selçuk Özaydın'ın, “2026 Dünya Kupası: Futbolun Ötesinde Bir Küresel Oyun” isimli yazısıyla açılıyor. Yazıda 2026 FIFA Dünya Kupası, 48 takımın katılımı ve ABD, Kanada ile Meksika'nın ortak ev sahipliğiyle turnuva tarihinin en kapsamlı organizasyonu olmaya hazırlanmasından bahsedilirken Dünya Kupası'nı bir spor etkinliği olmanın yanında küresel ekonomi, kültürel diplomasi, spor endüstrisi ve yumuşak güç mücadelelerinin sahnesi olarak ele alınıyor. Mega spor organizasyonlarının ülkelere olan ekonomik mirasını, ABD'nin spor altyapısını ve futbolun Kuzey Amerika'daki yükselişi ve Dünya Kupası'nın bu seneki karşılaşmasını küresel etkilerini çok boyutlu bir perspektifle inceliyor. Sonrasında Haydar Haluk Caylan, “Futbol, ​​Kimlik ve İktidar: Dünya Kupalarının Siyasi Tarihi” yazısında Dünya Kupalarının sportif bir organizasyon olmanın dışında kimlik, iktidar ve ideolojik mücadelelerin küresel sahne hâline gelişi ele alınıyor. Mussolini İtalya'dan Arjantin cuntası, tribünlerde yükselen aşırı sağ hareketlerden Maradona ve Sócrates'in direniş sembolüne dönüşmesine kadar futbolun politik hafızasını inceliyor. Yazı, yeşil sahadaki her golün aslında toplumsal hafızada yankılanan politik bir hikâyenin taşındığını gösteriyor. Ardından Mehmet Emin Balcı, “Bu Neyin Kafası? İki Kupa Arası Futbol, ​​Şiddet ve Kimlik”de futbolun yalnızca bir spor olmanın ötesinde savaş, siyasetin, kimlik mücadelelerinin ve toplumsal gerilimlerin aynası olduğunu anlatıyor. Dünya Kupaları üzerinden tarihin kırılma anlarını takip eden yazı, özellikle Zinédine Zidane'ın 2006 finalindeki “kafa darbesi”ni modern Avrupa'daki göç, dışlanma ve kimlik krizleri okuyor. Futbolun hem ortak bir yardım duygusu hem de bastırılmış öfkenin sahnesine dönüşmesini okuyan metin, oyun estetiği ve politik durumu birlikte tartışıyor. Tugay Kaban, “İstatistikler Her Zaman Yalan Söylemeyebilir” yazısında Dünya Kupası sayıları ve istatistikler üzerinden okuyarak futbolun küresel dönüşüm hikâyesini anlatıyor. Şampiyonluk sayılarından gol rekorlarına uzanan veriler sırasında, Dünya Kupası'nın güç dengelerini, endüstriyel büyümeyi ve futbolun genel doğasını değerlendirme dev bir küresel sahneye dönüşmesini ele alıyor. Yazı, futbol istatistiklerinin bazen oyunun ruhuna dair önemli hakikatler söylediğini gösteriyor. Sonrasında Erdal Hoş, “Futbol Bir Kaledir” yazısında modern futbolun teknolojisi, veri analizi ve endüstriyel dönüşümle birlikte sürekli değişime odaklanıyor. VAR ekranının yapay zekâ destekli ilişkilerine uzanan yeni futbol düzeninin oyunun adalet arayışını güçlendirirken, kendiliğinden heyecanı ve insani tarafının varlığını tartışıyor. Dünya Kupası'nın artık küresel bir gösteriye dönüşmesine futbolun gelişmesine rağmen, ortak hafıza ve “biz olmanın” güçlü bir alan olduğunu vurguluyor. Güven Adıgüzel, “Birlikteydik ve Buradaydık: Futbol'un Sıradan Mucizeleri Üzerine” yazısında futbolu bir oyun olmanın yanında, ortak insanların bir duygu etrafında buluştuğu evrensel deneyim olarak ele alıyor. Sahra Çölü'nden Copacabana sahillerine, mahalle aralarında Dünya Kupası tribünlerine uzanan hikâyeler üzerinden futbolun yardımlaşmasını, coşku ve müşterek hafıza üretme gücünü anlatıyor. Nihayet'in Kayıtlar, Hayat Memat ve Kültür Atlası sayfalarında da okuru birbirinden önemli yazılar bekliyor. Ayhan Demir, “Silistre'nin Hasreti: Sinan Paşa Camii” Osmanlı'nın Balkanlardaki önemli kültür bilgilerinin Silistre'nin anısında yer eden Sinan Paşa (Selim Paşa) Camii'nin hüzünlü hikâyesini anlatıyor. Yazı, Balkanlardaki Osmanlı eserlerinin kaybı üzerinden tarih, yardımlaşma ve kültürel hafıza üzerine düşündürücü bir panorama sunuyor. Ömer Faruk Aksoy, “Hicaz'ın Ezheri: Savlatiye Medresesi” başlığında Mekke'nin stratejik ilminin merkezinde yer alan Savlatiye Medresesi'nin kuruluş hikâyesini ve İslam dünyasının evrensel direnişindeki rolünü ortaya çıkarıyor. Hintli Müslümanların desteğiyle kurulan medrese, modernleşme ve sömürgeciliğe karşı ilmi bir sığınak olarak öne çıkarken, Hicaz'daki geleneksel eğitim birikiminin de sembolü. Yazı, yıkılan tarihteki okulun ardından kaybolan hafızayı ve ümmet coğrafyasını birbirine bağlayan ilim ağlarını hatırlatıyor. Necati Tonga'nın, “Hazine-i Evrak: Memduh Şevket Esendal (1883–1952)” başlığında hazırladığı bu bölüm Türk edebiyatının önemli hikâye ve roman yazarlarından Memduh Şevket Esendal'ın hayatını arşiv belgeleri, fotoğraflar, eşliğinde okuyucuya sunuyor. Esendal'ın gençlik yıllarından diplomatik görevlerine, ailesiyle yazışmalarına uzanan fotoğraflar Memduh Şevket Esendal'ın çok yönlü kişiliğine ışık tutuyor. Kevser Çelikel, “Mutfağımızın Unutulan Meyve Mirası” başlığında Osmanlı mutfağında yaygın olan ancak günümüzde büyük ölçüde unutulan meyve kullanımını yeniden gündeme taşıyor. Ayvalı et yemeklerinden erikli tavalara, çağla aşından vişneli zeytinyağlılara uzanan zengin bir mutfak mirasını hatırlatan yazar, mevsim ve yerellik ekseninde meyvenin yemek kültürümüzdeki yerini ele alıyor. Cihan Aktaş, “Edebiyat ve Gündelik Hayat” yazısında edebiyatın gündelik hayat karşısında çoğu zaman tali ve güçsüz bir alan olarak görülmesine itiraz ediyor. Dijitalleşme, tüketim kültürü, geçmişle hesaplaşma ve kapitalizm eleştirisinin güncel edebiyattaki yansımalarını değerlendiren yazar, son dönemde yayımlanan eserler üzerinden edebiyatın hakikat arayışındaki yerini tartışıyor. Esra Ceylan, “Ekranın Ardındaki Sessiz Tehlike: Cinsel Siber Zorbalık” başlığında dijital dünyanın görünmeyen risklerinden biri olan cinsel siber zorbalığı psikolojik ve toplumsal boyutlarıyla irdeliyor. Çocukların ve gençlerin çevrim içi ortamlarda maruz kalabildiği manipülasyon, tehdit ve mahremiyet ihlallerinin bireylerde bıraktığı duygusal etkileri değerlendiren yazı; utanç, yalnızlık ve suçluluk gibi duyguların nasıl ortaya çıktığını açıklıyor. Teknolojiyi korku diliyle değil bilinç ve farkındalıkla kullanmanın önemine dikkat çeken çalışma, dijital güvenlik ve sağlıklı iletişim konusunda ailelere ve eğitimcilere önemli hatırlatmalar sunuyor. Yasin Taçar, “Empati Bir Ahlaki Değer midir?” başlığında Taçar, empati kavramını İslam ahlakı perspektifinden bakarak modern düşüncenin merkeze aldığı birey temelli yaklaşımı sorguluyor. Ensar-muhacir örnekleri ve Kur'an ayetleri üzerinden, müminin başkasını anlamaktan öte onu kendisine tercih etmesinin ahlaki ideal olduğu vurgulanıyor. Yazı, empatiyi modern ve birey merkezli bir değer olarak değerlendirirken, İslam ahlakının temelinde Allah rızası ve kardeşlik bilincinin bulunduğunu ileri sürüyor. Enes Ürün, “Guénon, İbn Arabî'nin Batı'daki En İyi Temsilcisidir” başlığında Cezayirli büyük Ekberî şârihi Şeyh Abdülbaki Miftah ile gerçekleştirdiği kapsamlı söyleşide ezber bozan detaylar yer alıyor. René Guénon'un düşüncelerini İbn Arabî irfanını yeniden okuyor. Guénon'un modern dünyaya yöneldiği metafizik eleştirileri, tasavvuf, gelenek ve hakikat anlayışı üzerinden ele alınırken; Batı düşünceleriyle İslam irfanı arasındaki köprüler de tartışılıyor. Şeyh Miftah, Guénon'un yalnızca teorik bir düşünür olmadığını, irfanî bir tecrübenin taşıyıcısı olduğunu vurguluyor. Emrah Tüncer, “Marsilya'nın Dört Hırsızı ve Hayatta Kalmak”da Marsilya'daki büyük veba salgını sırasında ortaya çıkan “Dört Hırsız Sirkesi” efsanesinden hareketle salgınlar, yoksulluk ve sağlık sistemleri üzerine düşündürücü bir yazı kaleme alıyor. Marsilya'dan Osmanlı'ya uzanan bu hikâyede, Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi'nin kolera döneminde halka önerdiği koruyucu yöntemler hatırlatılırken salgınların en ağır bedelini her zaman yoksulların ödediği vurgulanıyor. Tarihsel bir anlatıyı sosyal adalet ve sağlık politikaları üzerine güncel bir sorgulamayla birleştiren metin, salgınların yalnızca tıbbi değil aynı zamanda toplumsal meseleler olduğunu gösteriyor. Tevfik Furkan Akbuğa, “Mısır'dan Türkiye'ye Bir Muharrir” 1893'te Mısır'da doğan Ömer Rıza, Cumhuriyet'in ilk dönemine kadar uzanan hayatında gazetecilik, tercümanlık ve yayıncılık faaliyetleriyle öne çıkan önemli bir fikir adamıdır. Ezher'de eğitim görerek, Sebîlürreşâd çevresiyle kurduğu ilişki ve Me
Dünya Kupası, futbola ilgisi olmayanları bile ilgilendiren, küresel bir olgu. Sadece bir futbol olayı değil çünkü. Bu biraz da artık futbolun salt futbol olmamasıyla ilgili bir durum. Futbol, devasa bir endüstrinin, satış, pazarlama, tüketim kanallarının tamamını ustalıkla kullanarak sattığı bir ürün. Etrafında kopan envaiçeşit kavganın, taraftarlar açısından naif bir taraftarlık ve geleneğe sadakatle ilgili tarafı bulunmakla birlikte devletlerin, hükümetlerin ve şirketlerin kavgalarının andığımız motivasyonları daha ziyade ekonomik. Dünya Kupası, futbolun devletler, uluslar ve diplomasiyle yoğun kesişmeler içine girdiği küresel bir olay. Futbol, Dünya Kupası sayesinde sınır ötesi bir karakter kazanıyor, bir ülkenin diğer ülkelerle futbol temelinde karşılaşmasını sağlıyor. Futbolun temsil ettiği güç ve başarının sembolik yönüne orantısız anlam yükleyen bir milliyetçi için kendi ülke takımının girdiği müsabakalar bir tür savaş meydanı müsabakası gibi algılanabiliyor. Bu sene Dünya Kupası maçlarının Amerika, Kanada ve Meksika'da ortak yapılıyor olması bu oyunu her zamankinden daha da farklı kılıyor. Amerika'nın son bir senede Latin Amerika'da, Ortadoğu'da ve Avrupa'da giriştiği birbirinden bozuk, birbirinden bayağı işlerin ardından bütün bu bölgelerden ülkelerin, sanki her şey yolundaymış ve futbol masum ve barışçıl bir kamu diplomasisi yordamıymış gibi Amerika'da toplanması, nereden baksanız bir vodvili andırıyor. Nihayet bu sayıda Dünya Kupası'nı ele alırken, kupa maçlarının önemli bir kısmının Amerika'da yapılıyor olmasına özellikle eğildi. Dosya ayrıca Dünya Kupası'nın tarihine, ekonomisine, ideolojik atıflarına da değindi. İşin bir yanı futbol endüstrisinin, bir yanı milliyetçiliğin ve ulus devletin beklentilerinin, bir yanı sömürgeciliğin, bir yanı Doğu-Batı dikotomisinin açtığı başlıkların altında değerlendirilmeye elverişli, zengin ve sadece futbol oyununu ilgilendirmekle yetinmeyen bir olgu. Dosya Selçuk Özaydın'ın, “2026 Dünya Kupası: Futbolun Ötesinde Bir Küresel Oyun” isimli yazısıyla açılıyor. Yazıda 2026 FIFA Dünya Kupası, 48 takımın katılımı ve ABD, Kanada ile Meksika'nın ortak ev sahipliğiyle turnuva tarihinin en kapsamlı organizasyonu olmaya hazırlanmasından bahsedilirken Dünya Kupası'nı bir spor etkinliği olmanın yanında küresel ekonomi, kültürel diplomasi, spor endüstrisi ve yumuşak güç mücadelelerinin sahnesi olarak ele alınıyor. Mega spor organizasyonlarının ülkelere olan ekonomik mirasını, ABD'nin spor altyapısını ve futbolun Kuzey Amerika'daki yükselişi ve Dünya Kupası'nın bu seneki karşılaşmasını küresel etkilerini çok boyutlu bir perspektifle inceliyor. Sonrasında Haydar Haluk Caylan, “Futbol, ​​Kimlik ve İktidar: Dünya Kupalarının Siyasi Tarihi” yazısında Dünya Kupalarının sportif bir organizasyon olmanın dışında kimlik, iktidar ve ideolojik mücadelelerin küresel sahne hâline gelişi ele alınıyor. Mussolini İtalya'dan Arjantin cuntası, tribünlerde yükselen aşırı sağ hareketlerden Maradona ve Sócrates'in direniş sembolüne dönüşmesine kadar futbolun politik hafızasını inceliyor. Yazı, yeşil sahadaki her golün aslında toplumsal hafızada yankılanan politik bir hikâyenin taşındığını gösteriyor. Ardından Mehmet Emin Balcı, “Bu Neyin Kafası? İki Kupa Arası Futbol, ​​Şiddet ve Kimlik”de futbolun yalnızca bir spor olmanın ötesinde savaş, siyasetin, kimlik mücadelelerinin ve toplumsal gerilimlerin aynası olduğunu anlatıyor. Dünya Kupaları üzerinden tarihin kırılma anlarını takip eden yazı, özellikle Zinédine Zidane'ın 2006 finalindeki “kafa darbesi”ni modern Avrupa'daki göç, dışlanma ve kimlik krizleri okuyor. Futbolun hem ortak bir yardım duygusu hem de bastırılmış öfkenin sahnesine dönüşmesini okuyan metin, oyun estetiği ve politik durumu birlikte tartışıyor. Tugay Kaban, “İstatistikler Her Zaman Yalan Söylemeyebilir” yazısında Dünya Kupası sayıları ve istatistikler üzerinden okuyarak futbolun küresel dönüşüm hikâyesini anlatıyor. Şampiyonluk sayılarından gol rekorlarına uzanan veriler sırasında, Dünya Kupası'nın güç dengelerini, endüstriyel büyümeyi ve futbolun genel doğasını değerlendirme dev bir küresel sahneye dönüşmesini ele alıyor. Yazı, futbol istatistiklerinin bazen oyunun ruhuna dair önemli hakikatler söylediğini gösteriyor. Sonrasında Erdal Hoş, “Futbol Bir Kaledir” yazısında modern futbolun teknolojisi, veri analizi ve endüstriyel dönüşümle birlikte sürekli değişime odaklanıyor. VAR ekranının yapay zekâ destekli ilişkilerine uzanan yeni futbol düzeninin oyunun adalet arayışını güçlendirirken, kendiliğinden heyecanı ve insani tarafının varlığını tartışıyor. Dünya Kupası'nın artık küresel bir gösteriye dönüşmesine futbolun gelişmesine rağmen, ortak hafıza ve “biz olmanın” güçlü bir alan olduğunu vurguluyor. Güven Adıgüzel, “Birlikteydik ve Buradaydık: Futbol'un Sıradan Mucizeleri Üzerine” yazısında futbolu bir oyun olmanın yanında, ortak insanların bir duygu etrafında buluştuğu evrensel deneyim olarak ele alıyor. Sahra Çölü'nden Copacabana sahillerine, mahalle aralarında Dünya Kupası tribünlerine uzanan hikâyeler üzerinden futbolun yardımlaşmasını, coşku ve müşterek hafıza üretme gücünü anlatıyor. Nihayet'in Kayıtlar, Hayat Memat ve Kültür Atlası sayfalarında da okuru birbirinden önemli yazılar bekliyor. Ayhan Demir, “Silistre'nin Hasreti: Sinan Paşa Camii” Osmanlı'nın Balkanlardaki önemli kültür bilgilerinin Silistre'nin anısında yer eden Sinan Paşa (Selim Paşa) Camii'nin hüzünlü hikâyesini anlatıyor. Yazı, Balkanlardaki Osmanlı eserlerinin kaybı üzerinden tarih, yardımlaşma ve kültürel hafıza üzerine düşündürücü bir panorama sunuyor. Ömer Faruk Aksoy, “Hicaz'ın Ezheri: Savlatiye Medresesi” başlığında Mekke'nin stratejik ilminin merkezinde yer alan Savlatiye Medresesi'nin kuruluş hikâyesini ve İslam dünyasının evrensel direnişindeki rolünü ortaya çıkarıyor. Hintli Müslümanların desteğiyle kurulan medrese, modernleşme ve sömürgeciliğe karşı ilmi bir sığınak olarak öne çıkarken, Hicaz'daki geleneksel eğitim birikiminin de sembolü. Yazı, yıkılan tarihteki okulun ardından kaybolan hafızayı ve ümmet coğrafyasını birbirine bağlayan ilim ağlarını hatırlatıyor. Necati Tonga'nın, “Hazine-i Evrak: Memduh Şevket Esendal (1883–1952)” başlığında hazırladığı bu bölüm Türk edebiyatının önemli hikâye ve roman yazarlarından Memduh Şevket Esendal'ın hayatını arşiv belgeleri, fotoğraflar, eşliğinde okuyucuya sunuyor. Esendal'ın gençlik yıllarından diplomatik görevlerine, ailesiyle yazışmalarına uzanan fotoğraflar Memduh Şevket Esendal'ın çok yönlü kişiliğine ışık tutuyor. Kevser Çelikel, “Mutfağımızın Unutulan Meyve Mirası” başlığında Osmanlı mutfağında yaygın olan ancak günümüzde büyük ölçüde unutulan meyve kullanımını yeniden gündeme taşıyor. Ayvalı et yemeklerinden erikli tavalara, çağla aşından vişneli zeytinyağlılara uzanan zengin bir mutfak mirasını hatırlatan yazar, mevsim ve yerellik ekseninde meyvenin yemek kültürümüzdeki yerini ele alıyor. Cihan Aktaş, “Edebiyat ve Gündelik Hayat” yazısında edebiyatın gündelik hayat karşısında çoğu zaman tali ve güçsüz bir alan olarak görülmesine itiraz ediyor. Dijitalleşme, tüketim kültürü, geçmişle hesaplaşma ve kapitalizm eleştirisinin güncel edebiyattaki yansımalarını değerlendiren yazar, son dönemde yayımlanan eserler üzerinden edebiyatın hakikat arayışındaki yerini tartışıyor. Esra Ceylan, “Ekranın Ardındaki Sessiz Tehlike: Cinsel Siber Zorbalık” başlığında dijital dünyanın görünmeyen risklerinden biri olan cinsel siber zorbalığı psikolojik ve toplumsal boyutlarıyla irdeliyor. Çocukların ve gençlerin çevrim içi ortamlarda maruz kalabildiği manipülasyon, tehdit ve mahremiyet ihlallerinin bireylerde bıraktığı duygusal etkileri değerlendiren yazı; utanç, yalnızlık ve suçluluk gibi duyguların nasıl ortaya çıktığını açıklıyor. Teknolojiyi korku diliyle değil bilinç ve farkındalıkla kullanmanın önemine dikkat çeken çalışma, dijital güvenlik ve sağlıklı iletişim konusunda ailelere ve eğitimcilere önemli hatırlatmalar sunuyor. Yasin Taçar, “Empati Bir Ahlaki Değer midir?” başlığında Taçar, empati kavramını İslam ahlakı perspektifinden bakarak modern düşüncenin merkeze aldığı birey temelli yaklaşımı sorguluyor. Ensar-muhacir örnekleri ve Kur'an ayetleri üzerinden, müminin başkasını anlamaktan öte onu kendisine tercih etmesinin ahlaki ideal olduğu vurgulanıyor. Yazı, empatiyi modern ve birey merkezli bir değer olarak değerlendirirken, İslam ahlakının temelinde Allah rızası ve kardeşlik bilincinin bulunduğunu ileri sürüyor. Enes Ürün, “Guénon, İbn Arabî'nin Batı'daki En İyi Temsilcisidir” başlığında Cezayirli büyük Ekberî şârihi Şeyh Abdülbaki Miftah ile gerçekleştirdiği kapsamlı söyleşide ezber bozan detaylar yer alıyor. René Guénon'un düşüncelerini İbn Arabî irfanını yeniden okuyor. Guénon'un modern dünyaya yöneldiği metafizik eleştirileri, tasavvuf, gelenek ve hakikat anlayışı üzerinden ele alınırken; Batı düşünceleriyle İslam irfanı arasındaki köprüler de tartışılıyor. Şeyh Miftah, Guénon'un yalnızca teorik bir düşünür olmadığını, irfanî bir tecrübenin taşıyıcısı olduğunu vurguluyor. Emrah Tüncer, “Marsilya'nın Dört Hırsızı ve Hayatta Kalmak”da Marsilya'daki büyük veba salgını sırasında ortaya çıkan “Dört Hırsız Sirkesi” efsanesinden hareketle salgınlar, yoksulluk ve sağlık sistemleri üzerine düşündürücü bir yazı kaleme alıyor. Marsilya'dan Osmanlı'ya uzanan bu hikâyede, Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi'nin kolera döneminde halka önerdiği koruyucu yöntemler hatırlatılırken salgınların en ağır bedelini her zaman yoksulların ödediği vurgulanıyor. Tarihsel bir anlatıyı sosyal adalet ve sağlık politikaları üzerine güncel bir sorgulamayla birleştiren metin, salgınların yalnızca tıbbi değil aynı zamanda toplumsal meseleler olduğunu gösteriyor. Tevfik Furkan Akbuğa, “Mısır'dan Türkiye'ye Bir Muharrir” 1893'te Mısır'da doğan Ömer Rıza, Cumhuriyet'in ilk dönemine kadar uzanan hayatında gazetecilik, tercümanlık ve yayıncılık faaliyetleriyle öne çıkan önemli bir fikir adamıdır. Ezher'de eğitim görerek, Sebîlürreşâd çevresiyle kurduğu ilişki ve Me
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat