Nihayet Dergisi Sayı: 143 (Kasım 2026);Bir Evcil Hayvana Sahip Olmak Ama Niçin?

Stok Kodu:
2770000059473
Boyut:
205-300-
Sayfa Sayısı:
104
Baskı:
1
Basım Tarihi:
2026-11
Kapak Türü:
Ciltsiz
Kağıt Türü:
Kitap Kağıdı
Dili:
Türkçe
Kategori:
100,00
Havale/EFT ile: 97,00
2770000059473
906289
Nihayet Dergisi Sayı: 143 (Kasım 2026);Bir Evcil Hayvana Sahip Olmak Ama Niçin?
Nihayet Dergisi Sayı: 143 (Kasım 2026);Bir Evcil Hayvana Sahip Olmak Ama Niçin?
100
Sokak hayvanlarının etrafında yapılan kamusal tartışma hazır biraz durulmuşken, hayvanlarla insanlar arasındaki daha az kamusal bir yöne birlikte bakmaya çalışalım mı? Bu sayımız bu çabanın bir ürünü. Aslında şöyle basit bir soru var elimizde: Niçin aynı kapalı alanda hayvanlarla birlikte yaşamak isteriz? Bir evcil hayvana sahip olmanın sebebi nedir? Bu soru, bütün önemli sorular gibi basit dursa da yine bütün önemli sorular gibi tek bir cevabı olmayan bir soru. Geleneksel dünyadaki yaşam biçimi, bir hayvanın evde, evin avlusunda ya da civarında yaşayıp gitmesine izin vermek bir yana, buna biraz muhtaçtı da. Hepsi sadece görevleri ve pratik işlevleri sebebiyle sahiplenilmiyor ve onlarla hasbi sevgi bağları kuruluyor olsa da genellikle evcil hayvanlar evi fareden, haşerattan veya tekinsiz yabancıdan koruyorlar veya evin ekonomisine doğrudan katkıda bulunuyorlardı.
Bugünkü modern kent hayatındaysa bu pratik işlevler anlamlarını kaybetmiş durumdalar. Ama yine de hayvanlarla bir arada yaşamak istiyoruz. Bu yeni durumun sebeplerini anlamak için sadece ekonominin ya da hayvan kutsallığı meselesinde olduğu gibi din antropolojisinin yardımına değil psikolojinin ve sosyolojinin de yardımına ihtiyacımız var. Mesela hayvanları sahiplenmenin bir ebeveynlik talebi olup olmadığını sorabiliriz. Hayvanların iri gözlerinin, küçük yüzlerinin yarattığı ve sarsak davranışlarının pekiştirdiği bebek veya çocuk imgesinin, sahibine bir ebeveynlik tatmini verip vermediğini merak edebiliriz. Ya da pratik işlevlerinden uzak, hatta kasten uzaklaştırılmış (mesela tırnakları kesilerek) hayvanların giderek artan nüfuslarının doğurduğu büyük ekonominin boyutlarını anlamaya çalışabiliriz. Veya asla sevimli birer bebek gibi görünmeyen tehlikeli hayvanların sahiplenilmesinin arkasındaki saiklerin neler olduğunu kavramak isteyebiliriz.
Nihayet'in yeni sayısı bu soruların eşliğinde doğdu ve çarpıcı yazılar ve söyleşilerle zenginleşti. Elbette her sayıda olduğu gibi dosya dışında da çok değerli yazılar okuyacaksınız.

Dosya Tuba Kaplan'ın "İnsan-Hayvan İlişkisi, İnsanın Kendini Tanımlama Hikâyesidir" başlığıyla Kadir Canatan ile insan-hayvan ilişkisinin tarihsel dönüşümünü modern yaşam, kentleşme ve yalnızlık üzerinden gerçekleştirdiği, hayvanların aile üyelerine dönüşmesini sevgi, merhamet ve tüketim kültürü bağlamında, evcil hayvanlarla kurduğumuz ilişkinin insanın kendisini ve toplumdaki yerini tanımlama biçimini nasıl yansıttığını tartıştığı söyleşiyle açılıyor. Ardından Mehtap Nur İndibi, "Evcil Hayvanlar Kimi İçin Kalp Ağrısıdır" yazısıyla kentleşme ve daralan yaşam alanlarının hayvanlarla kurduğumuz ilişkiyi nasıl dönüştürdüğünü ve ev içi sahiplenmeye uzanan bu ilişkiyi bakım, sorumluluk ve ortak yaşam üzerinden okuyarak hayvanların güvenliğinin bireysel merhametin ötesinde toplumsal bir mesele olduğunu vurguluyor. Enis Tüfeç'in kaleme aldığı "İkame Edilen Benlik: Evcil Hayvanın 'Çocuklaşması' ve Antropomorfizmin Pazarı"nda modern insanın evcil hayvanlarla kurduğu ilişkiyi benlik, yalnızlık ve tüketim kültürü ekseninde inceliyor. Hayvanların çocuklaştırılarak insanın duygusal ihtiyaçlarının bir ikamesine dönüştürülmesini ele alan Tüfeç, bu ilişkinin nasıl dev bir tüketim pazarına ve sosyal medyada yeni bir reklam ekonomisine dönüştüğünü irdeliyor. Merve Akbaş, "Bisküvi ve Lupin Beylerin Akılalmaz Başarıları" yazısında kedileri Bisküvi ve Lupin üzerinden insanın hayvanlarla kurduğu yakınlığın aileyi ve gündelik hayatı nasıl dönüştürdüğünü anlatıyor. John Berger'dan Karahantepe buluntularına, güncel araştırmalardan kendi deneyimlerine uzanan yazı, evcil hayvanlarla yaşamanın sevgi yanında sorumluluk, bakım ve insan dışındaki canlıların kendine özgü dünyasını tanımakla ilgili olduğunu gösteriyor. Ali Yılmaz "Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Kara Kedisi: Haydut"ta Tanpınar'ın edebiyatında ve hayatında önemli bir yer tutan kedileri, özellikle de kara kedisi Haydut'u anlatıyor. Tanpınar'ın eserlerinden hatıralara ve onu konu alan kurmaca metinlere uzanan yazı, kedilerin edebiyatçılar için birer ev arkadaşından fazlası olduğunu, yalnızlığa eşlik eden, insanın iç dünyasına dokunan ve edebiyatın hafızasında yaşayan dostlara dönüştüğünü gösteriyor.

Nihayet'in Kayıtlar, Hayat Memat ve Kültür Atlası sayfalarında da okuru birbirinden önemli yazılar bekliyor.

Cihan Aktaş'ın yazdığı "Ricalden Bir Dost: Belkıs İbrahimhakkıoğlu" Belkıs İbrahimhakkıoğlu'nun hayatını, dostluklarını ve düşünce dünyasını kişisel hatıralar üzerinden ele alırken kadınların kamusal alandaki varlığını, onun hakikat arayışını, insan hâlinden anlama duyarlılığını ve toplumsal sorumluluk bilincini öne çıkarıyor.

Tahsin Yıldırım, "Babamın Bastonu" başlığında babasının vefatının ardından kaleme aldığı yazıda babasının bastonla kurduğu ilişki üzerinden yaşlılığı, baba-oğul bağını, çocukluk hatıralarını ve ölümün bıraktığı derin boşluğu anlatıyor. Tasavvuftaki vav harfinden şiire uzanan edebî göndermelerle kişisel yasını paylaşırken, babasının merhametini, ahlakını ve onarıcı kişiliğini sevgiyle hatırlıyor.

"Suskunluğu Sorgulamak"'ta Ömer Torlak başlığında suskunluğu eylem üzerinden iki farklı biçimde düşünüyor. Korku, çıkar ve konfor uğruna gerçeğe sessiz kalmanın vicdani ve toplumsal sonuçlarını tartışırken, bilinçli suskunluğu dinleme, anlama ve sorumluluk alma çabası olarak tanımlıyor.

Emrah Tüncer, "Stockholm'de Deniz, Denizde Vasa, Vasa'da Bir Hubris: Kibrin Son 20 Dakikası" başlığıyla İsveç'in savaş gemisi Vasa'nın 1628'de denize açıldıktan yalnızca yirmi dakika sonra batışını, insanın güç ve ihtişam arzusunun doğanın sınırlarıyla çatışması üzerinden anlatıyor. İbn Tufeyl'in Hay bin Yakzan'ı ve Mevlânâ'nın aslan hikâyesiyle düşünsel bir çerçeve kuran yazı, Vasa'nın batışını kibrin kendi yansımasında boğulan insanın trajedisi olarak yorumluyor.

Feride Nur, "Afganistan Günlükleri - I"dePeştun bir baba ve Türk bir annenin kızı olarak çocukluk yıllarından itibaren kurduğu Afganistan bağını, yeniden gerçekleştirdiği ziyaretin izlenimleriyle aktarıyor. Kabil'in sokaklarından tarihî yapılarına, kadınların gündelik hayatından ekonomik koşullara uzanan gözlemlerini aile hatıralarıyla iç içe aktarıyor.

M. Fatih Karakaya'nın "Paranı Evde Saklama! Kuruşun Hesabı ve İsrafın Yeni Tanımı" yazısı 1930'ların Türkiye'sinde tasarruf anlayışını yeniden şekillendiren kampanyaları, Millî İktisat ve Tasarruf Cemiyetinin yayınları ve dönemin gazete yazıları üzerinden inceleniyor. Karakaya, Evde para biriktirmenin bile israf sayıldığı bu dönemde banka kumbaraları, küçük tasarruf kampanyaları ve yerli malı çağrılarıyla kurulan iktisadi zihniyeti irdeliyor.

"Efendimizin (sav) Yüzündeki Tebessüm"ünde Fatih Ketancı, çocukluk yıllarında dindar bir çevrede edindiği Kıbrıs anılarını, Medine'de karşılaştığı Kıbrıslı genç Yusuf'un kendisinde uyandırdığı duygular üzerinden Hz. Ümmü Haram'ın Kıbrıs'ın fethiyle ilişkilendirilen hadisini ve Hala Sultan'a dönüşen hatırasını, 1974 öncesinde basılmış bir destan üzerinden iz sürerek anlatıyor.

İmge Yılmaz'ın ain Robert Smith'in Hollywood Taklidi kitabının çevirmeni Merve Yalçın Pelitle'yle gerçekleştirdiği söyleşi olan "Hollywood Taklidi'nin Çevirmeni Merve Yalçın Pelitle Bir Söyleşi"de I Yeşilçam sinemasının dünya sineması içindeki yerini, Hollywood'dan yapılan uyarlamaları ve bu filmlerin kültürel karşılığını konuşuyor.

Yekta Şirin, "Kolonyal Geçmişin Estetikleştirilmesi: Fas: Savaş Zamanlarında Aşk Dizisinde Sömürgeciliğin Gizlenmesi"nde diziyi, İspanya'nın Fas'ı işgal ettiği dönemi nasıl temsil ettiği üzerinden postkolonyal bir bakışla inceliyor. Dizinin İspanyol hemşirelerin fedakârlığını ve kahramanlığını öne çıkarırken işgalin tarihsel ve siyasi sorumluluğunu görünmez kıldığını, Faslı direnişçileri barbar, irrasyonel ve saldırgan figürlere indirgediğini gösteriyor.

Ayhan Demir'in "Priştine'nin Taş Çıpası: Fatih Sultan Mehmed Camii" yazısı Priştine'deki Fatih Sultan Mehmed Camii'ni mimarisi, tarihî geçmişi ve teknik özellikleri üzerinden tanıtıyor. Caminin kubbe ve kemer sisteminden akustiğine, hava dolaşımını sağlayan duvar kanallarından süslemelerine kadar uzanan ayrıntılar, erken dönem Osmanlı mimarisinin inceliklerini görünür kılıyor.

"Yıkılmadan Önce Son Fotoğraflarıyla Ecyad Kalesi"nde Ömer Faruk Aksoy, 1981'de Hicaz'a yaptığı yolculukla başlayan ve otuz dört yıl süren Mekke tanıklığını, Ecyad Kalesi'nin yıkılışına uzanan kişisel hatıraları üzerinden aktarıyor. I. Abdülhamid döneminde hacıların güvenliğini sağlamak amacıyla inşa edilen kalenin Mekke'nin tarihî dokusundaki yerini, yıkım kararının gelişimini ve 2002'de ortadan kaldırılmasından hemen önce çektiği son fotoğrafları anlatıyor.

Necati Tonga Nazım Hikmet'in hayatından farklı dönemlere ve kişilere uzanan fotoğraf ve arşiv belgelerini "Hazine-i Evrak: Nâzım Hikmet Ran (1902-1963)" başlığında bir araya getiriyor. Derleme Nâzım Hikmet'in hayatından fotoğrafları, imzasını, karikatürünü ve yakın çevresiyle ilişkilerini yansıtan arşiv belgelerini gün ışığına çıkarıyor.

Melih Tuğtağ, "Organik Beton" bölümünde yapay zekâyla çalıştığı hikâyeleri çizgilerle derliyor.

Nihayet'i Türkiye'nin her yerinde gazete bayileri, seçkin kitabevleri ve zincir mağaza marketlerde bulabilir, www.birliktedagitim.com sitesinden kolayca abone olabilirsiniz.
Sokak hayvanlarının etrafında yapılan kamusal tartışma hazır biraz durulmuşken, hayvanlarla insanlar arasındaki daha az kamusal bir yöne birlikte bakmaya çalışalım mı? Bu sayımız bu çabanın bir ürünü. Aslında şöyle basit bir soru var elimizde: Niçin aynı kapalı alanda hayvanlarla birlikte yaşamak isteriz? Bir evcil hayvana sahip olmanın sebebi nedir? Bu soru, bütün önemli sorular gibi basit dursa da yine bütün önemli sorular gibi tek bir cevabı olmayan bir soru. Geleneksel dünyadaki yaşam biçimi, bir hayvanın evde, evin avlusunda ya da civarında yaşayıp gitmesine izin vermek bir yana, buna biraz muhtaçtı da. Hepsi sadece görevleri ve pratik işlevleri sebebiyle sahiplenilmiyor ve onlarla hasbi sevgi bağları kuruluyor olsa da genellikle evcil hayvanlar evi fareden, haşerattan veya tekinsiz yabancıdan koruyorlar veya evin ekonomisine doğrudan katkıda bulunuyorlardı.
Bugünkü modern kent hayatındaysa bu pratik işlevler anlamlarını kaybetmiş durumdalar. Ama yine de hayvanlarla bir arada yaşamak istiyoruz. Bu yeni durumun sebeplerini anlamak için sadece ekonominin ya da hayvan kutsallığı meselesinde olduğu gibi din antropolojisinin yardımına değil psikolojinin ve sosyolojinin de yardımına ihtiyacımız var. Mesela hayvanları sahiplenmenin bir ebeveynlik talebi olup olmadığını sorabiliriz. Hayvanların iri gözlerinin, küçük yüzlerinin yarattığı ve sarsak davranışlarının pekiştirdiği bebek veya çocuk imgesinin, sahibine bir ebeveynlik tatmini verip vermediğini merak edebiliriz. Ya da pratik işlevlerinden uzak, hatta kasten uzaklaştırılmış (mesela tırnakları kesilerek) hayvanların giderek artan nüfuslarının doğurduğu büyük ekonominin boyutlarını anlamaya çalışabiliriz. Veya asla sevimli birer bebek gibi görünmeyen tehlikeli hayvanların sahiplenilmesinin arkasındaki saiklerin neler olduğunu kavramak isteyebiliriz.
Nihayet'in yeni sayısı bu soruların eşliğinde doğdu ve çarpıcı yazılar ve söyleşilerle zenginleşti. Elbette her sayıda olduğu gibi dosya dışında da çok değerli yazılar okuyacaksınız.

Dosya Tuba Kaplan'ın "İnsan-Hayvan İlişkisi, İnsanın Kendini Tanımlama Hikâyesidir" başlığıyla Kadir Canatan ile insan-hayvan ilişkisinin tarihsel dönüşümünü modern yaşam, kentleşme ve yalnızlık üzerinden gerçekleştirdiği, hayvanların aile üyelerine dönüşmesini sevgi, merhamet ve tüketim kültürü bağlamında, evcil hayvanlarla kurduğumuz ilişkinin insanın kendisini ve toplumdaki yerini tanımlama biçimini nasıl yansıttığını tartıştığı söyleşiyle açılıyor. Ardından Mehtap Nur İndibi, "Evcil Hayvanlar Kimi İçin Kalp Ağrısıdır" yazısıyla kentleşme ve daralan yaşam alanlarının hayvanlarla kurduğumuz ilişkiyi nasıl dönüştürdüğünü ve ev içi sahiplenmeye uzanan bu ilişkiyi bakım, sorumluluk ve ortak yaşam üzerinden okuyarak hayvanların güvenliğinin bireysel merhametin ötesinde toplumsal bir mesele olduğunu vurguluyor. Enis Tüfeç'in kaleme aldığı "İkame Edilen Benlik: Evcil Hayvanın 'Çocuklaşması' ve Antropomorfizmin Pazarı"nda modern insanın evcil hayvanlarla kurduğu ilişkiyi benlik, yalnızlık ve tüketim kültürü ekseninde inceliyor. Hayvanların çocuklaştırılarak insanın duygusal ihtiyaçlarının bir ikamesine dönüştürülmesini ele alan Tüfeç, bu ilişkinin nasıl dev bir tüketim pazarına ve sosyal medyada yeni bir reklam ekonomisine dönüştüğünü irdeliyor. Merve Akbaş, "Bisküvi ve Lupin Beylerin Akılalmaz Başarıları" yazısında kedileri Bisküvi ve Lupin üzerinden insanın hayvanlarla kurduğu yakınlığın aileyi ve gündelik hayatı nasıl dönüştürdüğünü anlatıyor. John Berger'dan Karahantepe buluntularına, güncel araştırmalardan kendi deneyimlerine uzanan yazı, evcil hayvanlarla yaşamanın sevgi yanında sorumluluk, bakım ve insan dışındaki canlıların kendine özgü dünyasını tanımakla ilgili olduğunu gösteriyor. Ali Yılmaz "Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Kara Kedisi: Haydut"ta Tanpınar'ın edebiyatında ve hayatında önemli bir yer tutan kedileri, özellikle de kara kedisi Haydut'u anlatıyor. Tanpınar'ın eserlerinden hatıralara ve onu konu alan kurmaca metinlere uzanan yazı, kedilerin edebiyatçılar için birer ev arkadaşından fazlası olduğunu, yalnızlığa eşlik eden, insanın iç dünyasına dokunan ve edebiyatın hafızasında yaşayan dostlara dönüştüğünü gösteriyor.

Nihayet'in Kayıtlar, Hayat Memat ve Kültür Atlası sayfalarında da okuru birbirinden önemli yazılar bekliyor.

Cihan Aktaş'ın yazdığı "Ricalden Bir Dost: Belkıs İbrahimhakkıoğlu" Belkıs İbrahimhakkıoğlu'nun hayatını, dostluklarını ve düşünce dünyasını kişisel hatıralar üzerinden ele alırken kadınların kamusal alandaki varlığını, onun hakikat arayışını, insan hâlinden anlama duyarlılığını ve toplumsal sorumluluk bilincini öne çıkarıyor.

Tahsin Yıldırım, "Babamın Bastonu" başlığında babasının vefatının ardından kaleme aldığı yazıda babasının bastonla kurduğu ilişki üzerinden yaşlılığı, baba-oğul bağını, çocukluk hatıralarını ve ölümün bıraktığı derin boşluğu anlatıyor. Tasavvuftaki vav harfinden şiire uzanan edebî göndermelerle kişisel yasını paylaşırken, babasının merhametini, ahlakını ve onarıcı kişiliğini sevgiyle hatırlıyor.

"Suskunluğu Sorgulamak"'ta Ömer Torlak başlığında suskunluğu eylem üzerinden iki farklı biçimde düşünüyor. Korku, çıkar ve konfor uğruna gerçeğe sessiz kalmanın vicdani ve toplumsal sonuçlarını tartışırken, bilinçli suskunluğu dinleme, anlama ve sorumluluk alma çabası olarak tanımlıyor.

Emrah Tüncer, "Stockholm'de Deniz, Denizde Vasa, Vasa'da Bir Hubris: Kibrin Son 20 Dakikası" başlığıyla İsveç'in savaş gemisi Vasa'nın 1628'de denize açıldıktan yalnızca yirmi dakika sonra batışını, insanın güç ve ihtişam arzusunun doğanın sınırlarıyla çatışması üzerinden anlatıyor. İbn Tufeyl'in Hay bin Yakzan'ı ve Mevlânâ'nın aslan hikâyesiyle düşünsel bir çerçeve kuran yazı, Vasa'nın batışını kibrin kendi yansımasında boğulan insanın trajedisi olarak yorumluyor.

Feride Nur, "Afganistan Günlükleri - I"dePeştun bir baba ve Türk bir annenin kızı olarak çocukluk yıllarından itibaren kurduğu Afganistan bağını, yeniden gerçekleştirdiği ziyaretin izlenimleriyle aktarıyor. Kabil'in sokaklarından tarihî yapılarına, kadınların gündelik hayatından ekonomik koşullara uzanan gözlemlerini aile hatıralarıyla iç içe aktarıyor.

M. Fatih Karakaya'nın "Paranı Evde Saklama! Kuruşun Hesabı ve İsrafın Yeni Tanımı" yazısı 1930'ların Türkiye'sinde tasarruf anlayışını yeniden şekillendiren kampanyaları, Millî İktisat ve Tasarruf Cemiyetinin yayınları ve dönemin gazete yazıları üzerinden inceleniyor. Karakaya, Evde para biriktirmenin bile israf sayıldığı bu dönemde banka kumbaraları, küçük tasarruf kampanyaları ve yerli malı çağrılarıyla kurulan iktisadi zihniyeti irdeliyor.

"Efendimizin (sav) Yüzündeki Tebessüm"ünde Fatih Ketancı, çocukluk yıllarında dindar bir çevrede edindiği Kıbrıs anılarını, Medine'de karşılaştığı Kıbrıslı genç Yusuf'un kendisinde uyandırdığı duygular üzerinden Hz. Ümmü Haram'ın Kıbrıs'ın fethiyle ilişkilendirilen hadisini ve Hala Sultan'a dönüşen hatırasını, 1974 öncesinde basılmış bir destan üzerinden iz sürerek anlatıyor.

İmge Yılmaz'ın ain Robert Smith'in Hollywood Taklidi kitabının çevirmeni Merve Yalçın Pelitle'yle gerçekleştirdiği söyleşi olan "Hollywood Taklidi'nin Çevirmeni Merve Yalçın Pelitle Bir Söyleşi"de I Yeşilçam sinemasının dünya sineması içindeki yerini, Hollywood'dan yapılan uyarlamaları ve bu filmlerin kültürel karşılığını konuşuyor.

Yekta Şirin, "Kolonyal Geçmişin Estetikleştirilmesi: Fas: Savaş Zamanlarında Aşk Dizisinde Sömürgeciliğin Gizlenmesi"nde diziyi, İspanya'nın Fas'ı işgal ettiği dönemi nasıl temsil ettiği üzerinden postkolonyal bir bakışla inceliyor. Dizinin İspanyol hemşirelerin fedakârlığını ve kahramanlığını öne çıkarırken işgalin tarihsel ve siyasi sorumluluğunu görünmez kıldığını, Faslı direnişçileri barbar, irrasyonel ve saldırgan figürlere indirgediğini gösteriyor.

Ayhan Demir'in "Priştine'nin Taş Çıpası: Fatih Sultan Mehmed Camii" yazısı Priştine'deki Fatih Sultan Mehmed Camii'ni mimarisi, tarihî geçmişi ve teknik özellikleri üzerinden tanıtıyor. Caminin kubbe ve kemer sisteminden akustiğine, hava dolaşımını sağlayan duvar kanallarından süslemelerine kadar uzanan ayrıntılar, erken dönem Osmanlı mimarisinin inceliklerini görünür kılıyor.

"Yıkılmadan Önce Son Fotoğraflarıyla Ecyad Kalesi"nde Ömer Faruk Aksoy, 1981'de Hicaz'a yaptığı yolculukla başlayan ve otuz dört yıl süren Mekke tanıklığını, Ecyad Kalesi'nin yıkılışına uzanan kişisel hatıraları üzerinden aktarıyor. I. Abdülhamid döneminde hacıların güvenliğini sağlamak amacıyla inşa edilen kalenin Mekke'nin tarihî dokusundaki yerini, yıkım kararının gelişimini ve 2002'de ortadan kaldırılmasından hemen önce çektiği son fotoğrafları anlatıyor.

Necati Tonga Nazım Hikmet'in hayatından farklı dönemlere ve kişilere uzanan fotoğraf ve arşiv belgelerini "Hazine-i Evrak: Nâzım Hikmet Ran (1902-1963)" başlığında bir araya getiriyor. Derleme Nâzım Hikmet'in hayatından fotoğrafları, imzasını, karikatürünü ve yakın çevresiyle ilişkilerini yansıtan arşiv belgelerini gün ışığına çıkarıyor.

Melih Tuğtağ, "Organik Beton" bölümünde yapay zekâyla çalıştığı hikâyeleri çizgilerle derliyor.

Nihayet'i Türkiye'nin her yerinde gazete bayileri, seçkin kitabevleri ve zincir mağaza marketlerde bulabilir, www.birliktedagitim.com sitesinden kolayca abone olabilirsiniz.
Paytr İle Öde
Taksit Sayısı Taksit tutarı Genel Toplam
2 50,00    100,00   
3 33,33    100,00   
Yorum yaz
Bu kitabı henüz kimse eleştirmemiş.
Kapat